21 Temmuz 2022 Perşembe

CANLILARIN ÇEŞİTLİLİĞİ VE SINIFLANDIRILMASI 1




1. BÖLÜM
CANLILARIN ÇEŞITLILIĞI VE SINIFLANDIRILMASI
SINIFLANDIRMANIN AMACI VE FAYDALARI
Canlıların Sınıflandırılmasında Kullanılan Ölçüt, Yaklaşım ve Modeller
Günümüzde Kullanılan Sınıflandırma Yöntemi
SINIFLANDIRMADA KULLANILAN KATEGORILER VE BU KATEGORILER ARASINDAKI HİYERARŞI
İKİLİ ADLANDIRMA SISTEMI

2. BÖLÜM
CANLI ÂLEMLERI VE ÖZELLIKLERI
CANLI ÂLEMLERI
Bakteriler
Bakterilerin Biyolojik ve Ekonomik Önemi
Arkeler
Arkelerin Biyolojik ve Ekonomik Önemi
Protistler
Protistlerin Biyolojik ve Ekonomik Önemi
Bitkiler
Bitkilerin Biyolojik ve Ekonomik Önemi
Mantarlar
Mantarların Biyolojik ve Ekonomik Önemi
Hayvanlar
Hayvanların Biyolojik ve Ekonomik Önemi
VIRÜSLER 




Sistematik, taksonomi ile eş anlamlı kullanılmasına karşın, aslında taksonomi sınıflandırmanın teorisini, prensiplerini ifade eder. Sistematik ise sınıflandırmanın uygulaması işini gerçekleştirir.
Sınıflandırmanın Amacı
a.Biyolojik çeşitliliği ve bunun dünya üzerindeki dağılımının nasıl olduğunu anlamak.
b.Çok fazla çeşitliliğe sahip olan canlıları daha kolay öğrenilebilir hale getirmek.
c.Canlılarla ilgili genelleme yapabilmek. Bir gruptaki canlılardan birisi incelenip öğrenilirse, aynı gruptaki diğer canlılar hakkında da bilgi edinilmiş olur.
d.Aynı canlının, farklı bölgelerde farklı adlarla tanınmasını engeller. Bilim insanları arasında iletişim ve dil birliği sağlar.
e.Günlük yaşamda kullanılan yaygın isimler canlının bilimsel özelliklerini doğru anlatmayabilir. Örneğin denizatı bir balıktır. Denizhıyarı bir hayvandır. Halka kurdu ise bir mantardır. Bu adlar organizmaların yaygın adıdır ve bu canlıların tümü suda yaşar. Bilimsel adlandırma yöntemine uygun olarak yapılan adlandırmalar yaygın adların kullanılmasıyla ortaya çıkacak karışıklıkları önler.
f.Dünya üzerinde yaşamış ve nesilleri tükenmiş eski türler ile yeni türleri karşılaştırmak.




  • İlk sınıflandırma çalışmaları eski Yunanlılar zamanında başlamıştır. 
  • Aristo (MÖ 384-322) canlıları bitkiler ve hayvanlar olarak sınıflandırmıştır.
  • Aristo hayvanları yaşam ortamlarına göre de karada yaşayanlar, suda yaşayanlar ve havada yaşayanlar olmak üzere üç gruba ayırmıştır.


Sınıflandırma Çeşitleri
1.Yapay (ampirik) sınıflandırma:

  • Canlıların dış görünüşlerine ve yaşadıkları yere bakılarak yapılan sınıflandırmaya yapay (ampirik) sınıflandırma veya suni sınıflandırma denir.
  • Aristo döneminde yapılan sınıflandırma yapay sınıflandırmadır. Bu tür sınıflandırma günümüzde geçerliliğini kaybetmiştir. 
  • Dayandığı temel analog (görevdeş) organlar ve şekil benzerliğidir.
  • Analog organ (görevdeş organ): Kökenleri farklı, görevleri aynı olan organlara denir.
Örnek: Sineğin ve yarasanın kanadı, arı ve serçenin kanadı analog organlara örnek olarak verilebilir. Her ikisi de uçmaya yarar, fakat yapıları birbirinden farklıdır.



2.Doğal (filogenetik) sınıflandırma:
  • Canlıların köken (orjin) benzerliklerine, akrabalık derecelerine, sahip oldukları homolog yapılarına bakılarak yapılan sınıflandırmaya denir.
  • İlk doğal sınıflandırmayı yapan bilim insanı John Ray (Con Rey) dir.

Doğal sınıflandırmada temel alınan kriterler

Hücre yapısı ve sayısı
Homolog organ benzerliği
Köken (orjin) benzerliği
Boşaltım atığı çeşitleri
Protein benzerliği (gen,DNA benzerliği)
Beslenme ve üreme şekli
Vücut simetrileri
Akrabalık dereceleri
Embriyonik gelişimleri
Anatomik ve fizyoloji yapı

Homolog organ: 
  • Kökenleri (orjin) aynı, görevleri farklı veya aynı olabilen organlardır. 
  • Böyle organlara yapıdaş (kökendeş) organlar da denir. 
  • İnsanın kolu, balinanın yüzgeci ve kuşun kanadı homolog organa örnek verilebilir. 
  • Üçü de aynı kemiklere sahip olmasına rağmen insanın kolu tutmaya, balinanın yüzgeci yüzmeye, kuşun kanadı uçmaya yarar.



 

Yapay (ampirik) sınıflandırma

Doğal (filogenetik) sınıflandırma

Canlıların dış görünüşlerine ve yaşadıkları yere bakılarak yapılmıştır.

Canlıların tüm özellikleri (anatomik, fizyolojik, morfolojik, genetik, embriyolojik) dikkate alınarak yapılır.

Analog organlar dikkate alınır.

Homolog organlar dikkate alınır.

Nitel gözlem yapılır

Hem nitel hem de nicel gözlem yapılır.

Canlı türleri adlandırılmamıştır.

İki kelimeden oluşan tür ismi kullanılarak adlandırılmıştır.

Evrensel dil kullanılmamıştır.

Evrensel dil (latince) kullanılmıştır.

Günümüzde geçersizdir.

Günümüzde geçerlidir.



 Vücut Simetrisi Benzerliği:
Radyal Simetri: Merkezden geçen bir çok düzlem vücudu çok sayıda eşit parçaya böler.
Bilateral Simetri:Merkezden geçen bir düzlem vücudu iki eşit parçaya böler.
Işınsal Simetri: Merkezden rastgele geçen  düzlemlerle canlı iki eş parçaya bölünebilmesidir. Küre şekilli canlılarda görülür.

 



BİLGİ:
17. yüzyılda John Ray (Can Rey) bitkileri araştırmış ve tohum yapılarına göre bitkileri sınıflandırmıştır. John Ray 1686 yılında yazdığı “Bitkiler Tarihi” adlı kitabında tür kavramını açıklamış ve kullanmıştır.
18.yüzyılda İsveçli botanikçi Carl Linnaeus’un (Line) (1707-1778) Filogenetik (Doğal) sınıflandırma biliminin kurucusudur. Linnaeus, Ray’in yaptığı tür gruplarını kullanmıştır. Linnaeus, canlıların isimlendirilmesinde, karışıklığı önlemek, tekrardan kaçınmak ve canlılar arasındaki yakınlık derecesini gösterecek iki kelimeden oluşan isimlendirme yöntemi olan ikili adlandırma (BinominalNomenclature) sistemini kurmuştur. Bu isimlendirme şekli ilk defa “Doğa Sistemi “adlı eserinde yayınlanmış ve bilim insanları ile paylaşılmıştır.



İkili (Binominal) Adlandırma:
Sınıflandırmanın en küçük birimi türdür.
Tür; ortak bir atadan gelen, yapı ve görev bakımından benzer organlara sahip, yalnızca kendi aralarında üreyebilen ve kısır olmayan döller meydana getiren canlıların oluşturduğu topluluktur.
  • Tür kavramı ilk defa John Ray açıklamış ve kullanmış, Carl Linne tarafından tanımlanmıştır.
  • At ile eşek birbiriyle çiftleşmesine rağmen yavruları olan katır kısır olduğundan farklı tür olarak alınır. Ayrıca katır tür olmadığından dolayı sistematikte yeri yoktur.

BİLGİ:
İki canlının aynı tür olduğunu gösteren en önemli kanıt, çiftleşebilmeleri, çiftleştiklerinde yavrularının olması değil, çiftleştiklerinde verimli döl oluşturabilmeleridir. Yani yavrularının da kısır olmamalarıdır.
  • Aynı türden canlıların kromozom sayıları, yaşama ortamları, boşaltım ürünleri, embriyonik gelişimleri aynıdır.Protein yapıları ise bir başka canlıya göre birbirine daha çok benzer.
  • Genellikle aynı türün kromozom sayıları aynıdır. Ama kromozom sayısı aynı olan iki canlı aynı türden olmayabilir.
Örnek: İnsanda 46 kromozom varken moli balığında da 46 kromozom vardır ama farklı türlerdir.

BİLGİ:
Bir eşeysiz üreme çeşidi olan partenogenez ile çoğalan bazı türlerin erkek ve dişilerindeki kromozom sayıları farklı olabilmektedir. Örneğin bal arılarınn dişilerinde (kraliçe ve işçi arılarda) kromozom durumu diploit (2n) olduğu için 32 kromozom bulunurken erkek arılar haploit olduğundan 16 kromozomludurlar.


  • Türler ikili adlandırma yöntemi (binominal adlandırma) ile adlandırılırlar.
  • Bu ikili adlandırmada ilk ad türün ait olduğu cinsi ifade eder ve ilk harfi büyük yazılır.
  • Bizim kullandığımız soy isimlerimize karşılık gelir. Bunun için ilk kelime yani cins isimi aynı olan canlılar akraba kabul edilir. Dolaysı ile benzer özellikleri de fazladır.
  • İkinci ad tanımlayıcı ad olarak kullanılır ve küçük harfle yazılır. Bizim özel isimlerimize karşılık gelir. Aynı olması akraba olduğunu göstermez. İkisi birlikte tür adını oluşturur. Tür ve cins adları yazılırken eğik (italik) yazı karakteri kullanılır.







BİLGİ: 
Eğer bir tür alt tür içeriyorsa o zaman tür adının yanına üçüncü bir kelime yazılır ki bu da alt tür adıdır. Bu şekilde üçlü isimlendirmeye trinomial adlandırma ( üçlü adlandırma) denir.
Tabanus spodepterus ponticus (at sineği)
Homonim:Çeşitli ülkelerde bazen aynı isim değişik iki türe verlimiş olmasıdır.
Sinonim: Aynı türe farklı isimlerin verilmesi.




Sınıflandırma basamakları:
Sınıflandırmanın en küçük birimi türdür.
Birbirine yakın ve benzerlik gösteren türler bir araya gelerek cinsleri oluşturur.
Benzer cinsler, aile(familya) yı;
Benzer aile’ler Takım’ı,
Benzer takım’larsınıf’ı,
Benzer sınıf’lar şubeyi
Şube’ler alem’ioluştururlar .












BİLGİ:
İki farklı birey basamakların birinde birlikte bulunuyorlarsa, üst basamakları kesinlikle aynıdır. Fakat alt basamaklar aynı olmayabilir. Örneğin İki birey aynı sınıfta birlikte bulunuyorlarsa, mutlaka şube ve alemleri aynıdır.


BİR UYGULAMA
 Farklı canlı türünden,
 P ve R aynı sınıfta
 R ile S aynı takımda
 S ve T aynı ailede
 T ve V aynı cinste bulunmaktadır.
 Buna göre hangisi yanlıştır?
 A) P ve T aynı sınıftadır.   B) V ve S aynı ailededir.   C) T ve R aynı takımdadır.
  D) S ve T aynı sınıftadır.   E) R ve V aynı ailededir.
 Çözümünü adım adım yapalım: İki farklı birey basamakların birinde birlikte   bulunuyorlarsa, üst basamakları kesinlikle aynıdır. Bu kritere göre verilen canlıları   basamaklarına yerleştirelim.

 P ve R aynı sınıfta
 Alem: P-R
 Şube: P-R
 Sınıf: P-R
 Takım:
 Aile:
 Cins:
 Tür:
R ile S aynı takımda 
Alem: P-R-S
Şube: P-R-S
Sınıf: P-R-S
Takım: R-S
Aile:
Cins:
Tür:
S ve T aynı ailede
Alem: P-R-S-T
Şube: P-R-S-T
Sınıf: P-R-S-T
Takım: R-S-T
Aile: S-T
Cins:
Tür:
T ve V aynı cinste
Alem: P-R-S-T-V
Şube: P-R-S-T-V
Sınıf: P-R-S-T-V
Takım: R-S-T-V
Aile: S-T-V
Cins: T-V
Tür:

 Son duruma göre seçenekler:. E seçeneğinde, R ve V aynı ailededir deniliyor. Son tabloya bakıldığında Aile basamağında R ve V nin birlikte  bulunmadığı görülür. Diğer seçenekler doğrudur. Cevap: E




  • Hayvan türlerinde embriyonun ilk evrelerinde önce şube özellikleri, en son ise tür özellikleri ortaya çıkar.
  • Hayvanların beslenme şekli takım özelliklerinin belirlenmesinde kullanılır.
Günümüzde canlılar, altı âlem altında sınıflandırılır:





ALIŞTIRMALAR:

SORU 1








SORU 2















SORU 3

SORU 4


SORU 5


SORU 6


SORU 7



SORU 8



SORU 9

SORU 10



SORU 11


SORU 12



SORU 13



SORU 14


SORU 15


SORU 16


SORU 17




SORU 18


SORU 19




SORU 20



SORU 21



SORU 22


SORU 23




SORU 24




SORU 25

SORU 26


SORU 27




SORU 28




SORU 29





SORU 30





SORU 31


SORU 32



SORU 33






CANLI ALEMLERİ VE ÖZELLİKLERİ

BAKTERİ VE ARKELER

1.BAKTERİLER





Genel özellikleri
  • Prokaryot hücre yapısına sahip tek hücreli organizmalardır.
  • Prokaryot hücreli olduklarına göre ribozom dışında organelleri yoktur. Bakterilerin ribozomları ökaryotlara göre hem büyüklük hem protein komformasyonu bakımından farklılık gösterir.
  • Çoğu bakterilerin hücre duvarında polisakkaritlerin, amino asitlerle çapraz bağlanarak oluşturduğu peptidoglikan bulunur.
  • Bazı bakterilerde hücre duvarının dışında polisakkaritten oluşmuş koruyucu bir kapsül bulunabilir.

BİLGİ:
Kapsül, bakterilerin yüzeylere yapışmasını, dirençli olmayı sağlar. Kapsüllü bakteriler hastalık yapıcıdır. Patojen olarak adlandırılır.

  • Bakterilerde karbonhidratlar glikojen şeklinde depo edilir.
  • Fotosentez yapan türlerinde kloroplast değil, klorofil bulunur.
  • Bazı bakterinin yapısında bulunan kamçılar aktif hareket etmeyi sağlar. Ökaryotların kamçıları tübülin proteininden, prokaryotlarınki ise flagellin proteininden oluşmuştur.
  • Bazı bakterilerin yüzeylere ve birbirlerine tutunmak için pilus denilen kısa uzantıları vardır. Piluslar aynı zamanda iki bakteri arasında DNA aktarımında görev alır.
  • Oksijenli solunum yapan türlerinde ökaryot hücrelerdeki mitokondrinin yaptığı görevi yapan zar kıvrımlarından oluşan mezozom vardır. ETS (Elektron Taşıma Sistemi) mezozomlarda bulunur.
  • DNA halkasal yapıdadır. Çekirdek alanı (nükleoid) denilen bölgede bulunur
  • DNA üzerinde protein kılıf yoktur..
  • Bakterilerin kromozom durumu haploittir (n).
  • Bazı bakterilerde bu DNA’nın dışında plazmit adı verilen yapılar da bulunmaktadır.
Plazmitler küçük halkasalyapıya sahip, kendini eşleye bilen DNA parçacıklarıdır. Plazmitler bakterinin yaşaması ve çoğalmasında etkili değildir. Ancak bakterilerde bazı özellikler ile ilgili genetik bilginin bir bakteriden diğerine taşınmasında, zor koşullara karşı direnç oluşumunda avantaj sağlar. 

Örneğin bir bakterinin antibiyotiklere karşı direnç kazanması bu yapıların aktarımıyla sağlanır. Hemen hemen bilinen bütün plazmitler çift zincirli DNA taşırlar. Plazmitlerin çoğu halkasal olmakla birlikte, çok sayıda doğrusal plazmit olduğu da bilinmektedir.
Plazmitlerle kromozomlar arasındaki temel fark, plazmitlerin sadece zorunlu olmayan (fakat sıklıkla çok faydalı olan) genleri taşımasıdır.
  • Bakterilerin canlılık için en önemli görevi madde döngüsünü sağlamaktır. Saprofit (çürükçül) canlıların ölü ve atıklarını parçalayarak yeniden döngüye katılmalarını sağlamaktır.
  • Bakteriler koful oluşturamadığı için ekzositoz yapamazlar. Saprofit bakteriler, hücre dışına gönderecekleri enzimleri (proteinleri)translokaz adı verilen taşıyıcı proteinler yardımıyla taşırlar.











  • Bazı bakteriler uygun olmayan ortam şartlarında hayatta kalabilmek için endospor oluşturur. 
  • Bakterilerde görülen endospor oluşumu üreme amaçlı değil olumsuz çevre koşullarına dayanabilmek içindir.    
Bakterilerde endospor oluşumu
Bazı bakteriler olumsuz çevre koşullarında endospor denilen dayanıklı yapıya dönüşür.
Endospor, bakterinin yaşamasına izin vermeyen çevre şartları, yaşaması için uygun hâle geldiğinde tekrar bakteriye dönüşür.
Endosporda metabolizma hızı ancak canlılık özelliklerini sürdürebilecek kadardır ve bu süreçte üreme gerçekleşmez.
Bazı endosporlar yüzlerce yıl bu hâlde kaldıktan sonra tekrar bakteri hâline dönüşebilir.

Endospor oluşurken;
Bakteri su kaybeder.
DNA dayanıklı bir örtü ile kaplanır.
DNA’nın niteliği ve niceliği değişmez.




Bakterilerde Çoğalma
  • Bakteriler uygun şartlarda yaklaşık 20 dakikada bir bölünerek sayısını 2, 4, 8, 16, 32 şeklinde geometrik dizi ile sayılarını arttırırlar. Ancak bu artış sınırsız değildir.

BİLGİ:
Bakterilerin üreme hızını düşüren faktörler:
Besin yetersizliği,
Metabolik artıkların artması,
pH değerlerinin değişmesi,
Susuzluk,
Antibiyotikler,
Yüksek ve düşük ısı
  •  Bakteriler eşeysiz üremeyle ve enine bölünerek çoğalır. Mitoz bölünme görülmez.
  • Bu bölünmede ilk olarak DNA eşlenir. Hücre büyüklüğü ilk hâlinin iki katı olana kadar uzar.
  • Daha sonra hücre zarı ve hücre duvarı orta kısımdan içeri doğru girinti oluşturur.
  • Bu girinti hücre ortasında birleşerek hücreyi ikiye ayırır.





BİLGİ MERAKLISINA
Bakterilerde gen aktarım şekilleri
1. Transformasyon
2. Transdüksiyon
3. Konjugasyondur.
Transformasyon: Serbest DNA'nın alıcı bir hücreye (bakteri veya arke olabilir.)  katılması ve genetik değişiklik ortaya çıkarması işlemidir.
Transdüksiyon: DNA aktarımının bakteri virüsleri (bakteriyofaj) aracılığı ile gerçekleşmesidir.
Konjugasyon: Verici hücre DNA'sının tümünün veya bir segmentinin, ya bu iki hücrenin direkt teması veya eşeysel pilusları aracılığı ile alıcıya aktarılması olayına verilen bir isimdir.
  •  Bu olaylar bakterilerin sayısal olarak artışına neden olmaz. Bundan dolayı hiç birisi çoğalma şekli değildir. Sadece bakterilerin çeşitlilik kazanması ile sonuçlanan olaylardır.

 Bakterilerin Biyolojik ve Ekonomik Önemi İnsan sağlığı ile ilişkisi

1. Gıdanın; proteinlerini parçalayarak kokuşmaya, karbonhidratlarını parçalayarak ekşimeye, yağlarını parçalayarak acımtırak tat oluşmasına neden olurlar.
2. Oksijensiz şartlarda üretilen toksinle yiyeceklerin, konservelerin bozulmasına ve besin zehirlenmesine neden olur. Bu toksin bazı hastalıkların tedavisinde ve kozmetik alanında kullanılmaktadır.
3. İnsanın sindirim sisteminde ortak yaşayan pek çok bakteri, besin artıklarının bağırsakta ayrışmasını sağlar. Bu bakteriler zararsızdır. Hatta K ve bazı B vitaminlerini vb. sentezleyerek yararlı olur.
4. Bakterilerden elde edilen aşılar ve serumlardan faydalanılarak bazı hastalıkların tedavisi sağlanır.
5. Bakteriler çevre kirliliği ile mücadele etmemizde de en önemli yardımcılardan biridir. Biyoremediasyon olarak tanımlanan bu süreç mikroorganizmaların da yardımıyla zararlı kimyasalları zararsız hâle getirme işlemidir.
2006 yılında ABD’de petrol kirliliğine uğramış bir sahile azot – fosfor gübresi uygulanmış ve petrol yiyen bakterilerin artması sağlanarak kısa sürede sahilin temizlenmesi mümkün kılınmıştır.
6. Bakterilerden ekonomik alanda da yararlanılmaktadır. Bazı besinlerin bozulması, bakterilerin zararlı faaliyeti ile olur. Bu faaliyetler kontrol altına alındığında yararlı hâle dönüşebilir. Yoğurt, peynir, sirke, turşu hazırlama bu yöntemle sağlanır. Bütanol, aseton, metan, asetik asit, laktik asit gibi maddeler de yine bakteriler kullanılarak üretilir.
7. Biyolojik mücadele çalışmalarında, zehirli madde üreten bakteriler kullanılarak zararlılarla savaşılır. Özüt olarak üretilip tarla bitkileri üzerine püskürtülen bu bakteriler, bitkiyi yiyen zararlı böceklerin ölümüne neden olur. Sıtma ile savaşta da sivrisineklere karşı bu yöntem kullanılmaktadır.
8. Saprofit bakteriler, doğada sınırlı miktarda bulunan maddelerin dönüşümünü ve tekrar kullanılmasını sağlar. Saprofit bakteriler, organik maddeleri çürüterek kendileri için besin ve enerji elde ederken oluşan organik ve inorganik maddeler toprağın zenginleşmesine neden olur.
9. Fotoototrof bakterilerden siyanobakterilerin ürettiği oksijen dünyada yaşamın devamı için önemlidir.
10.  Bazı türleri de atmosferdeki azotu kullanır. Bu yolla diğer canlılar için proteinlerin sentezine de kaynak oluşturur.
11. Hem kısa sürede çoğalmaları hem DNA’larının basit olması nedeniyle, hücre metabolizması ve moleküler biyoloji ile ilgili yapılan çalışmalarda bakterilerden yararlanılmaktadır. Antibiyotikler, insülin gibi bazı hormonlar, aşılar, serumlar, kanser tedavisinde kullanılan kimyasal maddeler biyoteknolojik yöntemlerle bakterilerden elde edilmektedir.

Antibiyotik Kullanımı

· Dünya Sağlık Örgütü antibiyotiklerin yaklaşık yarısının gereksiz yere kullanıldığını ortaya koymuştur.
Antibiyotikler bakterilere karşı etkilidir fakat virüslere etki etmezler. Soğuk algınlığı, nezle, grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarının çoğuna virüsler neden olduğu için antibiyotik tedavisi gereksizdir.
· Bu hastalıklarda antibiyotikler iyileşme sürecini kısaltmaz, virüslerin diğer insanlara yayılmasını engellemez.
Aksine, antibiyotik direncinin oluşmasına, vücut hücrelerinin ölmesine ve yan etkileri nedeniyle iyileşme sürecinin uzamasına neden olur. Antibiyotik direnci, antibiyotiğin belli bir bakteriyi öldürme veya bakterinin üremesini durdurma özelliğini kaybetmesi anlamına gelir. Kullanılan antibiyotiğe karşı dirençli hâle gelen bakteri, antibiyotik karşısında hayatta kalarak çoğalmaya devam eder ve hastalığın daha uzun sürmesine yol açar. Daha önemlisi, dirençli bakteriler bir başka kişiye bulaşırsa neden olacakları rahatsızlığın tedavisinde artık dirençli oldukları antibiyotik işe yaramayacaktır. Bu ise antibiyotiklerin sürekli olarak geliştirilmesi anlamına gelmektedir.




2.ARKELER

  • Prokaryot, bir hücreli canlılardır.
  • Önceleri bakteriler içerisinde kabul edilen arkeler, günümüzde hücre zarlarındaki yağlar, hücre duvarlarını oluşturan yapı ve ribozomal RNA’larındaki genetik dizilimlerindeki farklılıklar gibi nedenlerle ayrı bir grup olarak sınıflandırılmıştır. Örneğin bazı arkelerde hücre duvarı bulunmazken, hücre duvarına sahip olanların yapısı da bakteri hücre duvarından farklılık gösterir.
  • Arkelerin hücre duvarında peptidoglikan bulunmaz. Bunun yerine yine bol proteinden oluşan Sahte Peptidoglikan (pseudopeptidoglikan)bulunur.
  • DNA’ları ökaryot hücrelerdeki gibi histon proteini bulundurur. (Bakteri DNA’sında histon proteini bulunmaz)
  • Depo karbonhidratı glikojendir.
  • Bakterilerde olduğu gibi bazılarında plazmidler bulunur.
  • Arkelerde atmosferin serbest azotunu bağlayan ve atmosfere serbest azot verebilen (denitrifikasyon) örnekleri var ancak nitrifikasyon gerçekleştiren örnekleri yoktur.
  • Bilinen arkelerin çoğu kemosentetikir. Saprofit ve parazit olanı yoktur.
  • Arkeler, kaynayan jeotermal kaynaklardan yanardağ bacalarının etrafına, derin deniz termal çukurlarından, tuz göllerine, yüksek asit ve yüksek bazik özelliğe sahip sular ve topraklara kadar son derece zorlayıcı şartlarda (aşırı tuzluluk, yüksek sıcaklık, düşük pH vb. şartlar) yaşayabilen canlılardır.
Arkelerin sitoplazmik zarları diğer tüm canlıların zarlarından oldukça farklıdır. Bu farklılık temel olarak zarlarda yer alan yağ moleküllerinin yapılarından kaynaklanıyor. Zar lipitleri gliserole eter bağlı ftanil zincirleri şeklindedir. Yağ molekülündeki bu yapısal özelliklerin arkelerin yüksek sıcaklığa, asitliğe ve basınca dayanıklı olmasında önemli olduğu belirlenmiş bulunuyor.
  • Aynı zamanda ılımlı koşullarda (ortalama tuzluluk, yüksek olmayan sıcaklık ve ortalama pH vb.) başka gruplar ile birlikte de yaşayabildikleri saptanmıştır.
  • Arkeler âleminde yer alan türler; yaşadıkları ortamın ekstrem koşullarına göre altı grupta incelenir. 
metanojenler, 
psikrofiller, 
termofiller,
halofiller, 
asidofiller 
alkalifiller



Metanojenler,
  • Metabolik faaliyetleri sırasında metan gazı (CH4) oluşturdukları için bu şekilde adlandırılmıştır.
  • Bu canlılar CO2’yi hidrojen ile birleştirip metan (CH4) gazı oluşturarak enerji elde ederler.
Metanojenler, bu enerjiyi besin üretiminde kullanır.
CO2 + 4 H2àCH4 (metan) + 2 H2O + Enerji
  • Oksijensiz ortamlarda yaşamaya uyum sağladığı için metanojenler; çiftliklerdeki hayvan gübrelerinde, çöplüklerde, bataklıklarda, otçul hayvanların sindirim sisteminde, kirlenmiş sularda ve okyanusların dip kısımlarında yaşar.
  • Metan gazı oluşturmaları arkelerin endüstriyel açıdan önemli canlılar hâline gelmesine yol açmıştır. Bu nedenle arkelerden günümüzde biyogaz üreten tesislerde faydalanılmaktadır.
Psikrofiller,
  • Diğer canlı türlerinin yaşama imkanı bulamadığı çok soğuk ortamlarda yaşar.
  • Genetik özellikleri sayesinde -20°C’den daha düşük sıcaklıklara uyum sağlar.
  • Soğuk seven arkeler de denir.
  • Psikrofillerin enzimleri; peynirin olgunlaştırılmasında, süt ve deterjan endüstrisinde kullanılmaktadır.
Termofiller,
  • Aşırı sıcak ortamları seven arkelerdir.
  • Termofiller; jeotermal kaynaklarda, yanardağ bacalarında, denizlerin dip kısımlarındaki termal alanlarda yaşayabilir ve 121°C’ye kadar olan yüksek sıcaklıklara uyum sağlayabilir.
  • Termofilllerin enzimleri; tatlandırıcılar için glikoz ve fruktoz üretiminde, kağıt beyazlatmada, deterjan sanayinde ve genetik mühendisliğinde kullanılır.

Halofiller,
  • Aşırı tuzlu ortama uyum sağlamış arkelerdir.
  • Tuz Gölü gibi yüksek tuzluluk oranına sahip ortamlarda yaşayabilirler.
  • Günümüzde halofilarkelerin tuzluluğa dayanıklı olmasını sağlayan genlerinin gelişmiş bitkilere aktarılarak bunların da tuzadayanıklı hâle getirilmesi konusunda araştırmalar yapılmaktadır.
  • Böylece tuzlu topraklarda yetiştirilen ekonomik bitkilerden yüksek verim alınması amaçlanmaktadır.
  • Bu canlılar Kızıl Deniz, Tuz Gölü, yapay olarak oluşturulan tuz göllleri, tuzlanmış balık, et ve sucuk gibi gıdalarda gelişme gösterir. Bacteriorhodopsin ile ışık enerjisinden ATP (enerji) üretir. Ancak bu ATP ile besin üretilmez.
Fotoheterotroflar (Işıklı tüketici): Işık enerjisini kullanırlar ama karbonu organik maddelerden alırlar. Bazı arkeler böyledir. Bu olay fotoototofdan farklıdır. Farkı görmek adına fotoototroflar, ışığı enerji, karbon dioksiti karbon kaynağı olarak kullanan organizmalardır. Yani fotosentez ile besinlerini üretenlerdir. Arkeler fotosentez yapmazlar.

Asidofiller,
  • Kuvvetli asidik ( pH< 3) ortamda canlılık faaliyetlerini sürdürebilen arkelerdir.
  • Bu arkelerin enzimleri, kömürün yanması sonucu açığa çıkan kükürtlü bileşikleri azaltmak için kullanılır
Alkalifiller,
  • Kuvvetli bazik ortamlarda ( pH> 8) yaşayabilir.
  • Alkalifillerin enzimleri deterjan endüsrisinde kullanılır.






BİLGİ:
Arkeler, tek hücreli organizmalardan oluşan bir gruptur. Bu mikrobik canlılar, prokaryotturlar; dolayısıyla hücre zarları bulunmaz. Arkelerin ilk başta bakteri oldukları sanılmıştır, dolayısıyla arkebakteri denmiştir; ancak sonradan yapılan DNA analizleri, ayrı bir grup olduklarını ortaya çıkarmıştır. Arkeler ve Bakteriler genellikle benzer görünümde olsalar da, Haloquadratumwalsbyi gibi yassı ve kare olan sıradışıarkeler de tespit edilmiştir. Bu morfolojik benzerliğe rağmen Arkeler'in önemli birçok geni ve metabolik yolağı, özellikle de transkripsiyon ve translasyon enzimleri bakterilerden çok ökaryotlara benzerdir. Bu nedenle arkelerökaryotlara, bakterilere nazaran daha yakın bir gruptur. Bu yakın akrabalık bir yana, arkelerin biyokimyasının eşsiz olduğu bazı noktalar da bulunur: hücre zarlarında arkaeol gibi eter yağları kullanırlar, ökaryotlara göre daha fazla enerji kaynağına sahiptirler; bugüne kadar keşfedilen hiçbir türü sporla çoğalmaz.



 

 

 

 

ÜÇ DOMAİNİN (ÜST ALEM) KARŞILAŞTIRILMASI

ÖZELLİKLER

BAKTERİLER

ARKELER

ÖKARYOTLAR

Çekirdek zarı

Yok

Yok

Var

Zarla çevrili organeller

Yok

Yok

Var

Hücre duvarında peptidoglikan

Var

Yok

Yok

Zar lipidleri

Dallanmamış hidro karbonlar

Bazı dallanmış hidrokarbonlar

Dallanmamış hidrokarbonlar

RNA polimeraz

Bir tip

Birkaç tip

Birkaç tip

Protein sentezi için başlatıcı aminoasit

Formil methionin

Methionin

Methionin

Streptomisin ve kloramfenikol antibiyotiklerine  tepki

Üreme engellenir

Üreme engellenmez

Üreme engellenmez

DNA’da histonlar

Yok

Bazı türlerde var

Var

Halkasal kromozomlar

Var

Var

Yok

100  0C den yüksek sıcaklıklarda üreme

Hayır

Bazı türler

Hayır

Plazmit

Var

Var

Nadir

Azot bağlama

Var

Var

Yok

Denitrifikasyon

Var

Var

Yok

Metan oluşturma

Yok

Var

Yok

Klorofille fotosentez

Var

Yok

Var

Kemosentez

Var

Var

Yok

Genlerde intronlar

Çok nadir

Bazı genlerde var

Çoğu gende var

NOT:

Genlerde intronlar

(DNAnın okunmadan atlanan bu bölümüne intron adı verilir. Intronlar, mRNA ve protein kodlamasına katılmazlar. Genlerin kodlamaya katılmayan bu bölümü, toplam insan genomunun yaklaşık %97'lik bir kısmını oluşturur. Kodlanan kısımlara ise ekson adı verilir.)

 



ALIŞTIRMALAR BAKTERİLER VE ARKELER

SORU 1





SORU 2





SORU 3





SORU 4




SORU 5






SORU 6





SORU 7





SORU 8




SORU 9




SORU 10




SORU 11



SORU 12



SORU 13




SORU 14


SORU 15




SORU 16




SORU 17



SORU 18




SORU 19



SORU 20



SORU 21



SORU 22



SORU 23



SORU 24



SORU 25




SORU 26




SORU 27




SORU 28



SORU 29



SORU 30



SORU 31



SORU 32









3.PROTİSTLER

  • Hepsi ökaryot hücrelidir.
  • Gruptaki canlılar bir hücreli, çok hücreli, mikroskobik, makroskobik, ototrof ya da heterotrof olabilir.
  • Ototrof hem de heterotrof olanları vardır.
  • Amip ve paramesyum gibi protistalar, bakteriler ve diğer küçük canlıları yiyerek beslenir. Hayvanlardan farkı bir hücreli olmaları.
  • Bazıları bitkiler gibi fotosentez yaparak kendi besinini kendisi üretir. Ancak bitki gibi kök, gövde ve yaprakları yoktur.
  • Öglena ışık olduğunda fotosentez yapar. Bu yönüyle ototrof, ışık olmadığında hazır beslenir. Bu yönüyle de heteretrotur.
  • Cıvık mantarlar, ölü organizmaları ayrıştırdıklarından mantarlara benzer özellikler gösterir. Ancak mantarlarda görülen hücre duvarındaki kitin maddesi yoktur ve bu canlılar aktif bir şekilde hareket eder.
  • Hareketsiz ve hareketli olanları vardır.
  • Hareketli olan türlerin yalancı ayak, kamçı, sil gibi yapıları bulunur.
  • Üremeleri eşeysiz veya eşeyli olarak gerçekleşir.
  • Sporla çoğalabilen bazı protistler, birçok omurgalı ve omurgasız hayvanda parazit olarak yaşar ve çeşitli hastalıklara neden olur.

Örnek: çeçe sineği tarafından bulaştırılan uyku hastalığının, tatarcık sineği ile bulaştırılan şark çıbanının ve anofel cinsi sivrisineğin dişisi tarafından bulaştırılan sıtma hastalığının sebebi sporla çoğalan parazit protistlerdir.

  • Tatlı sularda yaşayanlarında kontraktil koful bulunur. 
  • Tuzlu sularda yaşayanlarda bulunmaz.
  • Nemli topraklarda, küçük su birikintilerinde, hayvanların vücut sıvılarında vb. çok farklı ortamlarda yaşar.
  • Bazı protistler tüketici olmaları ile hayvanlara benzer özellikler gösterir. Bu protistler protozoon olarak isimlendirilir. 
  • Tüm protozoonlar tek hücreli canlı organizmalar ya da ölü organik materyaller ile beslenir.
  • Bazı protistler ise üretici olmaları sebebi ile bitkilere benzer özellikler gösterir.  Bu protistler algler olarak isimlendirilir. 
  •  Algler bir hücreli ya da çok hücreli olabilen fotosentetik protistlerdir. 
  • Selülozdan oluşan hücre duvarı vardır. 
  • Glikozu nişasta formunda depo ederler. 
  • Algler yeşil dışında içerdikleri diğer renk pigmentleri sayesinde farklı renklerde (mor, kırmızı, kahverengi, sarı) görülebilir, hatta alglerin bu renkleri sınıflandırmalarında da kullanılır. 
  • Alglerin büyük bir çoğunluğu suda yaşamakta ve güneş enerjisini kullanarak organik besin üretmektedir. 
  • Tek hücreli, suda yaşayan fitoplanktonlar, hem diğer organizmalar için hem de doğal döngü için oldukça önemli canlılardır.


BİLGİ:

Plankton; suda bulunan, aktif hareket etme yeteneği olmayan, akıntı yönüne bağımlı olarak hareket edebilen canlılara verilen genel isimdir. Bu canlıları bitki, hayvan ya da bakteriler olarak sınıflandırmamız zordur. Çünkü fotosentez yapan planktonlar fitoplankton; diğer planktonları yiyerek beslenen tüketiciler zooplankton ve ayrıştırıcı olanlar bakteri planktonları olarak isimlendirilir.

BİLGİ:

Yakamoz, mikroskobik bir deniz canlısının çıkardığı ışık sonucu oluşur.Mehtap ile karıştırılır. Mehtap Ay’ın deniz yüzeyinde yansıması ile olur. Yakamozun gözlemlenebilmesi için diğer ışık kaynaklarının (güneş, ay ve şehir ışıkları) yakamoz ışıklarını bastırmaması gerekir.





BİLGİ:

Protistaların bazılarında, kendilerini korumak için hücre dışı bir yapı görülebilir.Örneğin Paramecium "terliksi hayvan" (hayvan değilidir.) pelikül (pellicle) denen bir dış zırha sahiptir. Pelikül ve diğer tip zırhlar genellikle proteinlerden oluşur.


KAMÇILILAR (MASTİGOPHORA = FLAGELLATA):




  • Kamçılılar, hayvanlar alemi ile bitkiler arasında bulunan canlıları içerir. 
  • Fotosentez yapabilenlerine Phytoflagellata.
  • Hetetrotrof beslenenlerine Zooflagellata denir, 
  • Büyük birçoğunluğu simbiyotik olarak yaşar. 
  • Genellikle geviş getiren hayvanların işkembesinde görülürler. 
  • Bazı hastalıklara neden olurlar (uyku hastalığı vs.). 
  • Bazıları serbest olarak yaşar. 
  • Çoğalmaları genellikle eşeysiz ve boyuna bölünerek gerçekleşir. 
  • Bir veya birkaç tane kamçı yardımıyla sıvı ortamlarda hareket eder. 
  • Kamçı, besinlerin yakalanmasının ve dışarıdan gelen uyartıların algılanmasında da görev yapar.
  • Kamçılılar genellikle tatlı sularda yaşar.
  • Genellikle bölünerek ürerler. 
  • Heterotrof, ototrof ve hem heterotrof hem de ototrof beslenen türleri vardır. Bazıları serbest bazıları ise koloni oluşturarak yaşar.

BİLGİ:
Kamçılılar, Flagellata ya da Mastigophora, Kamçı taşıyan anlamına gelen "Mastigophora"dan türemiş, kamçı taşıyan heterotrof tek hücreli canlılar sınıfı (bazı kaynaklara göre şubesidir.)

  • Serbest yaşayan kamçılılara Öglena viridis  (Euglena viridis) adlı canlı örnek verilebilir. 
  • Hücre çeperleri yoktur. 
  • Bir ya da iki kamçı bulundurur. 
  • Dış kısmında pelikula denilen koruyucu bir kılıf taşır. 
  • Kamçı yardımıyla aktif olarak hareket eder. 
  • Kamçısının kök kısmında göz lekesi olarak bilinen ışığa duyarlı bir yapı bulunur. 
  • Klorofil pigmenti içerdiği için kendi besinini üretebilir. 
  • Gerekli durumlarda dışarıdan hazır besin alabilir.



Koloni oluşturan kamçılılara örnek Pandorina Eudorina ve Volvox: 
Pandorina:
  • Pandorina, tatlı sularda yaşarlar.
  • 8-16-32 hücreden oluşabilen yeşil alg kolonisidir. 
  • Bu koloninin tüm hücreleri ikişer kamçılıdır. 
  • Tüm hücrelerde klorofil bulunur. 
  • Hücreler jelatinimsi bir madde içerisinde bulunur. Dıştaki hücrelerin uyumlu kamçı hareketi toplum bilinci niteliği taşır.
  • Pandorina'da hücreler arası farklılaşma yoktur. 
  • Pandorina'yı çok hücrelilerden ayıran en önemli özelliği koloniyi oluşturan hücreler arasında belli bir iş bölümü yoktur.Bunun yerine iş birliği vardır. 
  • Pandorina'dan ayrılan bir hücre yaşamsal faktörlerini devam ettirerek yeni bir koloni kurabilir. 
  • Eşeyli ve eşeysiz üreyebilir.

BİLGİ:
Tek hücreli (diyatom, chlamydomonas) , çok hücreli (ulva , ulothrix) ve koloni ( pandorina, volvox) şeklinde olan algleri kapsar.




 

Eudorina:

  • Pandorina kolonisinden biraz daha gelişmiştir.
  • Her biri Chlamydomonas reinhardtii'ye benzeyen 16, 32 veya 64 hücreden oluşur. 
  • Bu hücreler, glikoproteinlerden oluşan bir hücre dışı matris içine yerleştirilir.
  • Koloniler küresel ve hareketlidir, hareketlilik, kamçılı tek tek hücrelerden türetilmiştir. 
  • Koloniler cinsel veya aseksüel olarak üreyebilir.
  • Geliştirme sırasında, her bir Chlamydomonas benzeri hücre, plakeas oluşturmak için birkaç bölünme turuna tabi tutulur ve daha sonra ana koloniden çıkmadan önce kız kolonileri oluşturmak için ters çevrilir.

Volvox

  • Yeşil alg cinsidir. 
  • Mikroskobik canlıdır. 
  • Yaklaşık 200 milyon yıl önce oluştuğu tahmin edilmektedir.
  • Chlamydomanas denilen tek hücreli bir algin bölünmesi ile oluşur.Bu olay izogamiye örnektir. 
  • İş bölümü ve özelleşme;yani hücreler arası farklılaşma görülür. 
  • Koloninin dışındaki hücreler kamçı, kloroplast ve konraktil koful taşır.
  • Bu hücreler koloninin hareketinden, beslenmesinden ve korunmasından sorumludur. 
  • İç taraftaki hücreler ise kontraktil (vurgan) koful taşır. Bu hücrelerde koloninin üremesinden sorumludur.
  • Her volvoks binlerce hücrenin sıralanmasıyla oluşur, her biri Chlamydomonas'a benzeyen kamçılıdır.
  • Birbirine bağlı ve oyuk kürelerde sıralı şekilde, sonraki ve öncekinden ayrılır. 
  • Eşeysiz koloniler, üremeyen, somatik ve otçul hücreler ve üreyen gonidia içerir. 
  • Üreme boyuna bölünmeyi sağlar. 
  • Eşeyli koloniler ve somatik hücreler, ova veya spermatozoa veya ikisinin karışımını içerir. 
  • Koloninin arkasındaki bu hücreler, yeni koloniler üretir, önce kamçı ana kolonin içinde gelişir ve sonunda, ana koloni patlayarak yeni kolonileri açığa çıkarır.





BİLGİ:
İnsanlarda çeşitli hastalıkalra neden olan kamçılı türlerinden bazılar:

Örnek:  

Trypanosomagambiense (Tiripanazomagambienze)
Çeçe sineği tarafından taşınır.
Bu sineğin insanı ısırması, sinir sisteminde hasara neden olur ve ölümcül olan uyku hastalığı ortaya çıkar.

Leishmaniatropica (Leişmanyatıropica) 
Kamçılı parazit ise insandan insana kan emen tatarcık sineği tarafından taşınır. 
Güneydoğu Anadolu’da görülen ve şark çıbanı denilen hastalığa sebep olan kamçılı türüdür.

KÖK AYAKLILAR: (SARCODİNA = RHİZOPODA= YALANCI AYAKLILAR)





  • Yalancı ayaklar (pseudopod) yardımıyla hareket ederler. 
  • En iyi bilineni amiptir.
  • Amibin belirgin bir hücre şekli yoktur ve sürekli şekil değiştirir. 
  • Amipler hareket edebilmek için hücre yüzeyinden geçici sitoplazmik uzantılar çıkarır. Bu şekilde hareket ederken aynı zamanda besinlerini de yakalar. Bu hareket şekli ilk defa amiplerde görüldüğü için amipsi ya da ameboid hareket adı verilmiştir. Bu aslında sıvı ortamlarda gerçekleştirilen bir kayma hareketidir.
  • Ortam koşulları kötü ise kist oluşturabilir ve olumsuzluklardan korunmuş olur.
  • Eşeysiz ürerler. İkiye bölünerek, çoklu bölünerek ya da tomurcuklanarak.
  • Amiplerin bazı türleri, insanın ve birçok hayvanın sindirim sisteminde parazit veya kommensal olarak yaşar.(Parazit yaşam tarzında türlerden biri diğerinden fayda sağlar. Ancak diğer tür bu etkileşimden zarar görür.Komensal yaşam tarzında ise türlerden biri, bu ortak yaşam birliğinden fayda sağlarken diğeri, herhangi bir zarar ya da fayda görmez. )
Örnek:
Entamoebahistolytica (Entamoebahistolitika) insan kalın bağırsağında parazit olarak yaşayan ve amipli dizanteriye sebep olan kök ayaklı bir canlıdır. 
Entamoebagingivalis (Entamoebagingivalis) ise insanların ağız boşluğunda komensal olarak yaşayan zararsız bir türdür.



SİLLİLER ( CİLLİATA = KİRPİKLİLER) 



  • Tek hücreli protistler içinde en gelişmiş organizasyona sahip olan canlılardır. 
  • Bazıları gözle görülebilecek kadar büyüktür.
  • Tatlı ve tuzlu sularda yaşayan türleri vardır. 
  • Siller hücre yüzeyini çevreler; hareketi, dış çevreden gelen uyarılara uygun tepkilerin verilmesini ve beslenmeyi sağlar. 
  • Sillilerin en bilinen örneği, Paramecium (Terliksi hayvan) ve Vorticella ( Çan hayvanı.
  • Eşeysiz ve eşeyli olarak üreyebilir. 
  • Eşeysiz üremeleri genellikle ikiye bölünerek gerçekleşir. 
  • Eşeyli üremede ise iki terliksi hayvan arasında oluşan sitoplazmik köprü yardımıyla karşılıklı genetik madde değişimi görülür. Bu olaya konjugasyon denir.
  • Silli canlıların hücrelerinin dış yüzeyinde pelikula adı verilen koruyucu bir kılıf bulunur. 
  • Sillerin arasında trikosist bulunur, yakıcı bir madde salgılayarak canlının düşmanına karşı kendini savunmasını sağlar.
  • Sillilerin hücrelerinde biri büyük diğeri küçük olmak üzere iki çekirdek bulunur.
  • Büyük çekirdek, hücre metabolizması ve eşeysiz üremeyi düzenler 
  • Küçük çekirdek, eşeyli üremeden sorumludur.
  • Heterotrof (Tüketici) olarak beslenir. 
  • Ağız bölgesi yardımıyla fagositozla aldığı besini besin kofulunda sindirir.
  • Atık maddeleri ise hücre anüsünden (sitopig) atılır.
  • Kontraktil koful osmotik dengeyi sağlar.
(Tatlı sularda yaşayan türlerinde hücre içine giren fazla su, kontraktil kofulların enerji (ATP) harcayarak kasılıp gevşemesi sonucu hücre dışına atılır. Böylece bu kofullar hücre içindeki osmotik dengeyi sağlamış olur. Çift kontraktil koful çalışarak yarım saat içinde hücre hacmi kadar suyu vücuttan atabilir.)



SPORLULAR: (SPOROZOA)

  • Spor adı verilen yapılar yardımıyla üredikleri için bu isim verilmiştir. 
  • Bu grubun en bilinen örneği sıtma hastalığının etkeni olan Plazmodiummalariadır (Pılazmodiyum malarya)
  • Hareket organelleri olmadığı için pasif olarak hareket ederler.( Amipsi hareket veya kayma hareketi)
  • Sporlular hücre içi paraziti olarak yaşar. Omurgasız ve omurgalı hayvanların hücreleri içinde ya da hücreleri arasında parazit olarak yaşamını sürdürür.
  • Üremeleri, eşeysiz üremenin eşeyli üremeyi takip ettiği iki aşamada gerçekleşir.
(Hayat döngüleri eşeysiz ve eşeyli döllerin ve aracı konakların değişimini kapsar.)
  • Plasmodium cinsi türleri Anopheles  cinsi sivrisineklerin dişisince taşınır.
Dört türü en güzel örnektir;
Plasmodium vivax
Plasmodium malaria
Plasmodium ovale
Plasmodium falciparum 





ALGLER:
  • Algler de bitki hücreleri gibi fotosentez yapar ve hücre çeperine sahiptir. 
  • Alglerin karasal hem de sucul ortamlarda yaşayan türleri vardır. 
  • Dünyada üretilen serbest oksijenin çok büyük bir kısmı algler tarafından üretilir. 
  • Bir hücreli olabildikleri gibi çok hücreli olanları da vardır. 
  • Plastitlerinde değişik renklerde pigment maddeleri bulunur. 
  • Algler; taşıdıkları pigmentlere göre yeşil, kahverengi, altın sarısı ve kırmızı algler olarak sınıflandırılır.
  • Bazı algler, mikroskobik olmasına rağmen bazıları da metrelerce boya sahiptir.


Yeşil  alglerin mikroskobik görüntüsü – Esmer alg – Altın sarısı alg – Kırmızı algin mikroskobik görüntüsü



Algler 
  • Geneli tek hücreli olan algler koloni oluşturabilir. 
  • Algler klorofil içerip ışığı kullandıkları ve fotosentez yaptıkları için bitki benzeri protistalardır. 
  • Yeryüzündeki besin ve atmosfer ve sulardaki oksijenin oldukça büyük bir kısmı algler tarafından üretilir.
Bir Hücreli Algler 
  • Monera âlemindeki mavi-yeşil alglerden zarlı bir çekirdek ve organel taşımasıyla ayrılırlar. 
  • Kloroplast taşıyan bir hücreli algler ototrof beslenir. 
  • Nemli ortamlarda ve sularda yaşayan tek hücreli alglere (su yosunlarına) verilebilecek örnekler Diatom’lar ve
Chlamydomonas’lardır.
Diatom’lar:
  • Fitoplankton olarak bilinirler ve silisyumlu bir çeşit dış kabuğa sahiptirler. 
  • Tatlı su ve denizlerde sayıları çoktur. 
  • Diatomlar diş macunu, tuğla, süzgeç yapımında kullanılan canlılardır.

Dinoflagellatlar:
  • Pyrophyta adlı grupta yer alan dinoflagellatlar ateş rengi alglerdir. 
  • Kamçıya benzer 2 adet flagellum ile hareket eder. 
  • Çoğu denizlerde, okyanuslarda, birazı da tatlı sularda yaşar. 
  • Tek hücreli olsalar da ototrof olduklarından büyük deniz canlılarının besinini oluştururlar. 
  • Denizlerde yaşayan çoğu dinoflagellatsölenterelerle ve istiridyelerle birlikte simbiyoz yaşar. 
  • Koloni şeklinde de yaşayabilen dinoflagellatların ilginç bir özelliği de genellikle bir rahatsız ya da tehlikesezdiklerinde parlak yeşil-mavi ışık üretmeleridir. 
  • Denizlerde yakamoz da denilen ışıltının sebebi olan bu olayın bilimsel adı biyoluminescent’tir. Bünyelerindeki lusiferaz enzimiyle enerji kimyasal bir yolla ışığa dönüştürülür.
  • Dinoflagellatlarda yeşil renk veren klorofiller kırmızı renkli pigmentlerle maskelenmiş durumdadır. Bu nedenle sayıları çok arttığında suyun rengi kırmızıya dönüşebilir. Renk değişimiyle belirgin olan bu olay “Red Tide” olarak adlandırılır. Red Tide ya da kızıl bölge sırasında sayıları milyonları bulan dinoflagellatlar balıkların gaz değişimi görevi yapan solungaçlarını tıkar ya da bu kadar çok sayıdaki fitoplanktonların çürümesi ile sudaki oksijen azalarak binlerce balık ölür.
Not: Biyoluminescent denilen biyolojik ışıma tatlı sulardaki dinoflagellatlar tarafından da gerçekleştirilebilir.

Çok Hücreli Algler 
  • Tatlı su ya da denizlerde yaşayan çeşitli türleri bulunur. 
  • Klorofile sahip olduklarından fotosentezle besin üretirler. 
  • Yaşam döngülerinde eşeysiz ve eşeyli üremenin ard arda birbirini takip eder. 
  • Çok hücreli olsalar da bu tip alglerde gerçek anlamda kök, yaprak, gövde, iletim demeti gibi dokular farklılaşmamıştır. 
  • Çok hücreli algler gözenek (stoma) taşımaz. 
  • Dıştan saran kütiküla tabakası ya yoktur ya da oldukça incedir. 
Ulotrix, Ulva, Pandorina ve Sargassum gibi algler çok hücreli alglere örnek verilebilir.

İçerdikleri pigmentlere göre algler ayrıca 4 gruba ayrılır:
1.Yeşil Algler (Chlorophyta):
  • Bir hücreli yeşil alglerden başka çok hücreli olan üyeleri de bulunur. 
  • Büyük çoğunluğu tatlı sularda, birazı denizlerde yaşasa da bu grupta nemli topraklarda ya da kurak ortamlarda yaşayan türler de görülebilir. 
  • Yapılarında renk verici pigment olarak klorofil a, klorofil b ve farklı renkler verebilen karotenoidler bulunur.
  • Fotosentez ürününü (glikoz şekeri) nişastaya veya yağlara çevrilerek depolanır. 
  • Ulva (deniz marulu) tanınmış ve gıda olarak tüketilen bir yeşil alg türüdür. 
  • Deniz marulu Asya ülkelerinde doğal ortamından toplandığı gibi özel olarak üretilerek de besin amaçlı kullanılır. 
  • Sığ suları seven, boyu 45 cm’ye genişliği ise 30 cm’ye kadar ulaşabilen deniz marullarının bazı türleri derin
okyanuslarda da yaşar.

Kırmızı Algler: (Rhodophyta):
  • Denizdeki alglerin çoğu bu grupta yer alır. 
  • Klorofil a’dan başka fikobilin adlı kırmızı pigmentler bulundurur. 
  • Bu alglerin gövde kısmı jelatinimsi bir medde ile sarılı durumdadır. 
  • Fotosentez ürünü nişastaya benzer bir madde olan “floridean” olarak depolanır. 
  • Hareket yetenekleri yoktur. 
  • Yaprağa benzeyen tallus adlı farklılaşmalar görülür. 
  • Kırmızı algler denizlerde dalgaları keser ve suda yaşayan canlılar için korunaklı bir ortam sağlar. 
  • Hücre duvarındaki jelleşen maddelerin ayrıştırılmasıyla gıda katkıları elde edilir. 
  • Bu katkılar mayonez, puding, çorba gibi gıdaların üretiminde kıvam artırıcı olarak kullanılır.

Kahverengi Algler (Phaeophyta):
  • Klorofil a, klorofil c ve fukoksantin adlı pigmentler taşıyan esmer renkli deniz algleridir. 
  • Boyları 30 m’ye kadar ulaşabilir. 
  • Denizde yaşayan çoğu canlıya yaşama, beslenme ve saklanma alanı sağlar. 
  • Çoğu denizde yaşar. Soğuk ya da ılıman sular, kayalık sahiller de yaşama ortamı olabilir. 
  • Fotosentezle üretilen glikoz “laminarin” adlı bir moleküle çevrilerek depolanır. 
  • Vücutlarında belirgin farklılaşma görülse de doku düzeyinde değildir. 
  • Hareketli hücrelere sahiptir. 
  • Besin değerleri yüksektir. 
  • Laminaria adlı bir esmer deniz algi çorba yapımı için kullanılır.

Not: Fotosentez ürünü laminarinden başka yağ hatta manitol ve algin adlı maddeler şeklinde de depolanabilir.

Altın Sarısı Algler (Chrysophyta):
  • Sarı- kahverengi ya da sarı-yeşil renkli olabilirler.
  • Bulundurdukları pigmentler klorofil a, klorofil c ve fukoksantin’dir.
  • Alglerin kullanım alanları gıda ile sınırlı değildir. 
  • Gübre, yem, su arıtımı, kâğıt, boya, tekstil, ilaç ve kozmetik sanayisinde de çeşitli algler kullanılır.




CIVIK MANTARLAR: (GYMNOMYCOTA)
  • İpliksi yapıda ve belirgin bir hücre şeklinden yoksun olan canlı grubudur. 
  • Cıvık mantarların mantarlardan ayrılan özellikleri; 
Sitoplazmasında genellikle çok sayıda çekirdeğe sahip olması 
Ameboid (amipsi hareket) hareket etmesi 
Fagositoz yaparak beslenmeleri
Hücre çeperi yoktur. Protoplazma yalnız hücre zarı ile çevrili. 
(Spor hücrelerinin zarın dışında gerçek mantarlar gibi hücre çeperi bulunur.)
  • Cıvık mantarlar nemli bölgelerde yaşar, eşeyli veya eşeysiz olarak çoğalabilir.
  • Ayrıştırıcı olarak beslenebilen canlılardır. 
  • Cıvık mantarlar; patates, buğday ve kavun gibi bitkilerde parazit olarak yaşadıkları için önemli ekonomik kayıplara neden olur.


BİLGİ:
Cıvık mantarlar üç sınıfta incelenir:
1.Hücresel Cıvık Mantarlar ( Acrasiomycetes):
Yaprak döken ağaç ormanlarında döküntünün oluşturduğu humuslu üst tabakada yaşarlar.
Hücrelerinde kamçı yoktur.
Sporlarının hücre çeperinde selüloz vardır.
Spor hücreleri bir kılıfla çevrili değildir. Mukus damlası içinde bulunur.
Sporlar çimlenerek amip benzeri hücreler oluşur.
Bu hücreler bir arada toplanır göç edebilen yapı oluşur.(sporofor)
Sporoforun gelişimi ile yeniden spor oluşturabilecek mantar oluşur
 
2.Mikroskobik Cıvık Mantarlar ( Protosteliomycetes):
Dünyanın hemen her yerinde yaşarlar.
Mikroskobik canlılardır.
Nemli ya da kuru ortamalarda yaşarlar.
Oldukça basit yapılı mantarlardır.
Spor hücrelerinin gelişmesiyle amip benzeri hücreler oluşur.
Çevresindeki maya ya da bakterilerle beslenirler.
Eşeysiz çoğalırlar.
 
 
3. Gerçek Cıvık Mantarlar ( Myxcomycetes):
İncelenmiş 450 kadar türü var
Çok geniş alanlara yayılmışlar.
Çok çeşitli ortamlara adepte olarak yaşam süren türleri vardır.
( Çöl toprakalarında ve çok yağış alan bölge topraklarında bulunmuş türleri vardır.)
Daha çok nemli ortamalarda ve organik maddelerin üzerinde yaşarlar.
Sürünücü özellik taşıyan, serbest yaşayan, hücre çeperi bulundurmayan, birden çok çekirdek bulunduran hücreleri Plasmodium’a benzer.
 

 




 NOT:
Protistlerin sınıflandırılması henüz değişkendir.
Yeni sınıflandırmalar, ince yapı, biyokimyasal ve genetik özellikler üzerinden giderek, tek soylu gruplar ortaya koymaya çalışmaktadırlar.
Ancak, bir bütün olarak protistler kısmi soylu bir grup olduğu için, bahsi geçen yeni sınıflandırmalarda âlem taksonu ya bölünmekte ya da hepten bir kenara bırakılmaktadır ve
Protist grupları ökaryotların ayrı ayrı soyları olarak değerlendirilmektedir.
2005 yılında ortaya konulmuş son şemada, şube, sınıf vb. sınıflandırma basamaklarına yer verilmemektedir.
Günümüzde şube olarak değerlendirilebilen ve resmen tanınmış kimi protist grupları aşağıdaki listede sunulmuştur.
Ancak, sınıflandırmaların değişkenliği nedeniyle, pek çok başka şube de Protista ile ilişkilendirilebilmektedir.
Alem : Protista
Şube : Amoebozoa
Şube : Choanozoa
Şube : Rhodophyta - kırmızı algler
Alveolata (üst grup)
Şube : Apicomplexa
Şube : Ciliophora - siliyalılar
Şube : Dinoflagellata
 
Chromista (üst grup)
Şube : Cryptophyta
Şube : Haptophyta
Şube : Heterokontophyta
 
Excavata (üst grup)
Şube : Euglenozoa
Şube : Metamonada
Şube : Percolozoa
 
Rhizaria (üst grup)
Şube : Cercozoa
Şube : Foraminifera
Şube : Radiolaria

 






PROTİSTALAR İLE İLGİLİ ALIŞTIRMALAR:


SORU 1















SORU 2














SORU 3

















SORU 4


















SORU 5












SORU 6
















SORU 7



SORU 8




SORU 9




SORU 10




SORU 11




SORU 12




SORU 13




SORU 14




SORU 15




SORU 16




SORU 17





SORU 18









Hiç yorum yok:

Yorum Gönder