24 Ağustos 2022 Çarşamba

CANLILARIN SINIFLANDIRILMASI VE ÇEŞİTLİLİĞİ 2





1. BÖLÜM
1. CANLILARIN ÇEŞITLILIĞI VE SINIFLANDIRILMASI
1. SINIFLANDIRMANIN AMACI VE FAYDALARI
1. Canlıların Sınıflandırılmasında Kullanılan Ölçüt, Yaklaşım ve Modeller
2. Günümüzde Kullanılan Sınıflandırma Yöntemi
2. SINIFLANDIRMADA KULLANILAN KATEGORILER VE BU KATEGORILER ARASINDAKI HİYERARŞI
3. İKİLİ ADLANDIRMA SISTEMI

2. BÖLÜM
2. CANLI ÂLEMLERI VE ÖZELLIKLERI
1. CANLI ÂLEMLERI
1. Bakteriler
Bakterilerin Biyolojik ve Ekonomik Önemi
2. Arkeler
Arkelerin Biyolojik ve Ekonomik Önemi
3. Protistler
Protistlerin Biyolojik ve Ekonomik Önemi
4. Bitkiler
Bitkilerin Biyolojik ve Ekonomik Önemi
5. Mantarlar
Mantarların Biyolojik ve Ekonomik Önemi
6. Hayvanlar
Hayvanların Biyolojik ve Ekonomik Önemi
2. VIRÜSLER
Virüsler ve Sağlığımız


4.BİTKİLER ALEMİ

  •  Bitkilerin en önemli özelliği kloroplastlarında klorofil içermeleridir. Klorofilleri sayesinde ışık enerjisini kullanarak inorganik maddelerden organik madde üretir. Böylece kendi besinlerini kendileri sentezler.
  • Tam parazit bitkilerde kloroplast bulunmaz. Bu nedenle fotosentez de yapamaz.
  • Ökaryot hücre yapısında çok hücreli canlılardır.
  • Ototrof, gelişmiş bir organizasyon yapısına sahip olan bitkiler genellikle toprağa bağlı olarak yaşar. Aktif hareket yapamazlar.
  • Selülozdan oluşan bir hücre çeperleri vardır.
  • Glikozun fazlasını nişasta şeklinde depo ederler. Yani depo karbonhidratları nişastadır.
  • Sinir sistemleri yoktur.
  • Basit yapılı bitkilerde çoğalma sporlar oluşturarak metagenez (döl değişimi) ile olurken; gelişmiş bitkilerde tohum ile eşeyli, vejetatif üreme çeşitleri ile eşeysiz olur.

 

BİLGİ:
Metagenez (döl almaşı) bütün bitkilerde ortaktır. Metagenez, bir canlının yaşam döngüsünde çok hücreli haploit (n) evreyi çok hücreli diploit (2n) evrenin takip etmesidir. Bitkilerde basitten gelişmişe doğru gidildikçe haploit evre kısalır diploit evre uzar.

 

  •  Bitkiler, damarsız tohumsuz, damarlı tohumsuz ve damarlı tohumlu olmak üzere üç gruba ayrılır. (Müfredat gereği sadece bu grupların genel özellikleri verilecektir.)

1. Damarsız Tohumsuz Bitkiler

  • İletim demetleri yoktur. Çiçeksiz bitkilerdir. En tanınmışları karayosunları ve ciğer otlarıdır.

2.Damarlı Tohumsuz Bitkiler

  • İletim demetleri bulunur. Çiçeksiz bitkilerdir. Bu bitkilerin gerçek kök, gövde ve yaprakları vardır. Ilık ve nemli bölgelerde yaşar. Rizom adı verilen toprak altı gövdelere sahiptir. Tohumları yoktur. Sporla çoğalır. Metagenez görülür.
  • Damarlı tohumsuz bitkilere kibrit otları, atkuyrukları ve eğrelti otu örnek verilebilir.

3.Damarlı Tohumlu Bitkiler

a. Açık Tohumlu Bitkiler:

  • Çoğunlukla ağaç, ağaçık ya da çalı biçiminde bitkilerdir. Otsu formları yoktur.
  • Çok çeneklidirler.
  • Genellikle yapraklarının tamamını birden dökmediği için dört mevsim yeşil kalabilir.
  • Çok yıllıktır ve yaprakları çoğunlukla iğnemsidir. Bununla birlikte pulsu, yelpaze, şeritsi ya da tüysü tipte yapraklı olanları da vardır.
  • Gerçek çiçekleri yoktur. Meyveleri yoktur.
  • Tohum meyve içinde değil, kozalak yapraklarının altında, açıkta bulunur.

Örnek: Çam, ardıç, ladin, köknar, sedir, servi gibi…

b. Kapalı Tohumlu Bitkiler

  • Yapıları bakımından yeryüzünün en gelişmiş bitkileridir.
  • Gerçek çiçek, meyve ve tohumları vardır.
  • Tohum, yumurtalık içinde yer alır. Yumurtalık gelişerek meyveyi oluşturur.
  • Tohumdaki çenek sayısına göre tek çenekli ve çift çenekli olarak ikiye ayrılır. (Çenek: Embriyonun bir kısmını oluşturan, bazı bitkilerde besin deposu görevini yapan ve ilk oluşan yapraklara çenek denir.)


Açık tohumlu bitkiler ile Kapalı tohumlu bitkilerin karşılaştırılması

Açık tohumlu bitkiler

Kapalı tohumlu bitkiler

Tohum taslağı dişi kozalağın pulları üzerinde açıkta bulunur.

Tohum taslağı dişi organın yumurtalığı içinde bulunur.

Odunsu gövde yapısına sahiptir. Otsu formları yoktur.

Otsu ve odunsu çeşitleri vardır.

Tozlaşma genellikle rüzgarla sağlanır.

Tozlaşma genellikle böceklerle sağlanır.

Tek döllenme görülür.

Çift döllenme görülür.

Döllenme sonucu zigot (2n) oluşur.

Endosperm n kromozomludur. (haploit)

1. Döllenmede zigot (2n),

2. Döllenmede endosperm (3n) oluşur.

Genellikle çok çeneklidir.

Tek çenekli ya da çift çeneklidir.

Kazık kök yapısına sahiptir.

Saçak kök ve kazık kök yapısına sahip çeşitleri vardır.

Gerçek çiçekleri yoktur. Meyveleri yoktur. Tohumları kozalak içindedir.

Gerçek çiçek, meyve ve tohumları vardır. Tohum, yumurtalık içinde yer alır. Yumurtalık gelişerek meyveyi oluşturur.

 

Tek Çenekli Bitkiler ile Çift Çenekli Bitkilerin Karşılaştırılması

Tek Çenekli Bitkiler (Monokotiledon)
Çift Çenekli Bitkiler (Dikotiledon)

Genellikle tek yıllık otsu bitkilerdir.

Bazıları tek yıllık otsu bazıları da çok yıllık ve odunsu olabilir.

Yaprakları ince, uzun, şerit şeklindedir.

Yaprakları geniş parçalıdır.

Yaprakları paralel damarlıdır.

Yaprakları ağsı damarlıdır.

Yaprak sapı bulunmaz

Yaprak sapı bulunur.

Tohumda tek çenek bulunur.

Tohumda çift çenek bulunur.

Enine kalınlaşmayı sağlayan kambiyum yoktur.

Enine kalınlaşmayı sağlayan kambiyum halkası bulunabilir.

Enine kalınlaşma göstermez.

Enine kalınlaşabilirler.

İletim demetleri gövdede düzensiz dizilmiştir.

İletim demetleri gövdede düzenli dizilmiştir.

Kapalı demet görülür.

Açık demet görülür.

Kökleri saçak köktür.

Kökleri kazık köktür.

Buğday, mısır, zambak, lale, orkide, pırasa vb.

Fasülye, elme, armut, nilüfer, gül, kaktüs, nane vb.

 



BİTKİLER İLE İLGİLİ ALIŞTIRMALAR:

SORU 1





SORU 2


SORU 3




SORU 4




SORU 5



SORU 6




SORU 7




SORU 8



SORU 9



SORU 10



SORU 11


SORU 12



SORU 13



SORU 14


SORU 15

SORU 16




SORU 17



SORU 18



SORU 19



SORU 20


SORU 21




SORU 22






5. MANTARLAR

  • Mantarlar alemindeki organizmalar arasında mantarlar, mayalar, küfler, paslar, smutler, kurtçuklar, yer mantarı, morel ve küfler bulunur.
  • 70.000’den fazla mantar türü tespit edilmiştir. Her yerde havada, suda, karada, toprakta, bitkilerde veya hayvanlarda yaşıyorlar.
  • Bazı mantarlar mikroskobik olurken bazıları da bin dönümlük bir alana yayılabilmektedir.
  • Mikoloji, fungus çalışmasıyla uğraşan bir biyoloji bilimidir.
  • Mantarlar bitkiler gibi görünürler ancak hayvanlar ile yakından ilişkilidirler.
  • Genellikle çok hücreli heterotrof ökaryotlardır.
  • Mayalar, bir hücreli mantarlardır. Bazıları çok çekirdeklidir.
  • Klorofil ve kloroplast bulundurmazlar. Bu yüzden fotosentez yapamazlar.
  • Çoğu kitinden yapılmış hücre çeperleri vardır.
  • Glukozu glikojen şeklinde depo ederler.
  • Kök, gövde veya yaprakları yoktur. Saprofit veya parazit olarak yaşayabilirler.
  • Bir hücreli mayaların dışında mantarların yapısında hif denilen ince iplikçikler bulunur. Hifler birbiri içinde dallanıp birleşerek miselleri oluşturur. Mantar, miselleri aracılığıyla bulunduğu ortama tutunur.
  • Bu yapılardan dışarı bırakılan enzimler aracılığıyla büyük organik moleküller sindirilir. Sindirilmiş besinler miseller yardımıyla emilerek alınır.

BİLGİ:

Robert Whittaker mantarların klorofil içermemesi, doğadaki besin döngüsünde tüketici olarak yer alması ve köklerinin olmaması nedeniyle bitkilerden tamamen ayrılması gerektiğini söylemiştir. Bugün yapılan son moleküler çalışmalar mantarların bitkilerden çok hayvanlara benzediğini göstermektedir.

  • Mantarlar tomurcuklanma ve sporlanma gibi eşeysiz üremenin yanında eşeyli üreme de gerçekleştirirler. Bazı türlerinde metagenez de görülür.
  • Sporla çoğalmaları ve genellikle hareketsiz olmaları nedeniyle bitkilere benzer.

BİLGİ:

Antonio Micheli isimli bilim insanı, sporların çoğalması için uygun koşulların nemli ortamlar olduğunu, bu nedenle mantarların yağmurlu havalar sonrasında ortaya çıktığını açıklamıştır.

 

Mantarlarda Üreme

  • Mantarların üremesi sporlar yardımıyla gerçekleşir. Rüzgâr gibi fiziksel faktörler yardımıyla çevreye yayılan sporlar uygun bir ortam bulduklarında büyüyüp gelişerek mantarları oluşturur.
  • Sporlar çok büyük miktarlarda üretilir. Sporlar hem üremeyi kolaylaştıran hem de mantarın farklı bölgelere yayılmasını sağlayan bir yapıya sahiptir.
  • Şapkalı mantarlar yer altındaki miselyumdan uzanan üreme yapılarıdır. Şapkalar sporların havaya yayılmasını sağlar.

Mantarların Önemi

  • Mantarlar ölü bitki ve hayvan kalıntılarının çürüyerek toprağa karışmasında rol oynar. Bu olayla toprak besin maddesi açısından zenginleşirken mantarlar yeryüzünde madde döngüsünde rol oynamış olur. Madde döngüsü yaşamın devamı için gereklidir.
  • Mantarlar birçok bitkinin en büyük yardımcısıdır. Topraktaki mineralleri ve suyu almalarına yardım ederler.

BİLGİ:

Mikoriza:

Canlı bitki kökleri ile mantar hifleri arasındaki mutualist birliğe mikoriza denir. (Mutualist birlik her ikisinin de fayda sağladığı ortak yaşam şeklidir.) Mantar hifleri, bitki kök yüzey alanını arttırarak bitkinin su, mineral (özellikle fosfor) ve tuz alımını sağlarken, bitkiden organik besin alır.

(Mikoriza yalnız fosforun değil aynı zamanda N, K, Zn, Cu, gibi mineralleri de bitkilerce alımında etkili olmaktadır)

  •  Ekolojik öneminin yanı sıra mantarlar insan sağlığı ve beslenmesi açısından büyük öneme sahiptir. Antibiyotik ve diğer ilaçların üretiminde, ekmeğin kabarmasında, bira ve şarabın üretiminde ayrıca besin olarak mantarlardan yararlanılır.
  • Faydalarının yanı sıra, insanlar ve bitkiler üzerinde parazit olarak yaşayarak hastalığa veya zehirlenmelere neden olabilirler.
  • Mantar zehirlenmeleri bazen kişilerin ölümüne yol açabildiğinden, aslında en doğrusu doğadan toplanılan mantarları hiç yememektir. Mantar yetiştiricileri tarafından yetiştirilen kültür mantarı zehirsizdir ve güvenle tüketilebilir.

Mantarlar Aleminin Sınıflandırılması

  • Mantarlar; küf, maya, şapkalı ve pas mantarları olmak üzere dört gruba ayrılmaktadır.

Küf mantarları:

  • Küf mantarları saprofit veya parazit olarak beslenmektedirler.
  • Küf mantarlarının bazı türlerinden antibiyotik elde edilmektedir.
  • Küf mantarlarının bazı türleri, aflatoksin adı verilen zehirli maddeler üretmektedir.

 

Maya mantarları:

  • Maya mantarları tek hücreli olmakla beraber saprofit olarak beslenmektedirler.
  • Bira mayası, hamur mayası ve şarap mayası bunlara örnekdir.

 

Şapkalı mantarlar:

  • Şapkalı mantarlar saprofit veya parazit olarak beslenmektedirler.
  • Şapkalı mantarların bazı türleri zehirlidir.
  • Şapkalı besinlerin bazı türleri ise besin olarak kullanılmaktadır.

 

Pas mantarları:

  • Çoğu parazit olup, tahıllarda hastalığa yol açar.











MANTARLAR İLE İLGİLİ ALIŞTIRMALAR:


SORU 1



SORU 2


SORU 3



SORU 4


SORU 5


SORU 6



SORU 7

















SORU 8



















SORU 9







SORU 10





SORU 11



SORU 12



SORU 13

SORU 14



SORU 15

SORU 16







6. HAYVANLAR ALEMİ

  • Tümü çok hücreli ökaryot canlılardır.
  • Hücre duvarı ve kloroplast içermezler.
  • Tümü heterotrof olarak beslenir.
  • Bazı basit yapılı hayvanlar hariç çoğunluğu epitel, bağ, kas, sinir gibi dokulara sahiptir.
  • Depo karbonhidratları glikojendir.
  • Hayvanlar alemi omurgasızlar ve kordalılar olmak üzere iki şubeye ayrılır.

Kordalılar da ilkel kordalılar ve omurgalılar olarak iki gruba ayrılır.

HAYVANLAR ALEMİ

1. OMURGASIZLAR

2. OMURGALILAR

Altı grupta incelenir.

1.Süngerler
2.Sölenterler (Mercan, hidra, Deniz anası)
3.Solucanlar
a. Yassı solucanlar (Tenya, Planarya)
b. Yuvarlak solucanlar (Bağırsak solucanı)
c.Halkalı solucan (Toprak solucanı, sülük)
4.Yumuşakçalar 
(Midye, ahtapot)
5.Eklem bacalılar
a. Kabuklular (İstakoz, yengeç, karides)
b. Örümceğimsiler (Örümcek, akrep, kene)
c. Çok ayaklılar (Kırkayak, çıyan)
d. Böcekler
(Arı, kelebek, karınca)
6.Derisi dikenliler
(Deniz yıldızı)

Beş sınıfta incelenir.

1.Balıklar

2.İki yaşamlılar

3.Sürüngenler

4.Kuşlar

5.Memeliler

a. Gagalı memeliler

b. Keseli memeliler

c Plasentalı memeliler

 

 

 

Omurgasız ve omurgalı hayvanların karşılaştırılması

1. OMURGASIZLAR ŞUBESİ

2. OMURGALILAR ŞUBESİ

Sinir şeridi karın bölgesindedir.

Sinir şeridi sırt bölgesindedir.

Notokord (sırt ipi) yoktur.

 

Embriyonik dönemde oluşan notokord, erginlerde yerini omurgaya bırakır.

Solungaç yarığı oluşumu gözlenmez.

Embriyonik gelişimlerinin ilk evrelerinde solungaç yarığı görülür.

Genellikle dış, bazılarında iç iskelet bulunur.

Tamamında iç iskelet vardır.

Genellikle açık kan dolaşımı görülür. Ancak bazılarında (halkalı solucan, mürekkep balığı ahtapot) kapalı dolaşım görülür.

Tamamında kapalı kan dolaşımı görülür.

Bazıları hermafrodit (çift eşeyli) tir.

Hepsi ayrı eşeylidirler.

Böbrek bulunmaz.

Boşaltım organları böbreklerdir.

Genellikle ışınsal simetri görülse de bazılarında iki taraflı simetri bulunur. Bazılarında ise simetri yoktur.

Genellikle iki taraflı (bilateral) simetriye sahiptir.

Genellikle kuyruk bulunmaz.

Genellikle embriyoda kuyruk bulunur.

 



1. OMURGASIZLAR

1.Süngerler:

  • Hayvanlar aleminin en basit grubudur.
  • Gelişmiş sistemleri yoktur.
  • Tatlı sularda, denizlerde zemine bağlı hareketsiz yaşarlar.
  • Vücutlarındaki deliklerden (por) su geçerken gaz alışverişini, besin alımını ve atıkların atılması sağlanır.
  • Silisyumoksit ve kalsiyumkarbonat kristallerinden oluşmuş iç iskelet (spikul) bulunur.
  • Süngerler, eşeyli ve eşeysiz (tomurcuklanma ve rejenerasyon) yolla üreyebilir, kendini yenileme yetenekleri yüksektir. Hermafrodittirler. Ancak gametler farklı zamanlarda üretildiği için kendilerini dölleyemezler.

 


2. Sölenterler:
  • Mercanlar, hidralar ve denizşakayığı sabit, denizanaları ise yüzücü sölenter örnekleridir.
  • Suyla madde alışverişi vücut yüzeyi aracılığıyla yapılır.
  • Bazı sölenter türleri, diğer canlılarla birlikte mutualist yaşar. Örneğin deniz anemonu ile palyaço balığı arasında bu şekilde bir birliktelik vardır.
  • Ağız açıklıkları etrafında tentakül denilen kamçı benzeri uzantılar avlanma ve savunma için kullanılır.
  • Hayvanlar aleminde ilk sinir sistemine sölenterlerden hidralarda rastlanır.
  • Solunum, boşaltım için özelleşmiş yapılar yoktur.
  • Eşeyli ve eşeysiz üreme görülür.
  • Işınsal simetriye sahiptirler.





3. Solucanlar:
a. Yassı Solucanlar:
  • Vücutları ince olduğu için oksijen ve karbon dioksit alışverişini vücut yüzeyi ile yapar.
  • Vücutlarında ağız ve anüs görevi yapan tek açıklık bulunur.
  • Parazit olan türlerde üreme sistemi iyi gelişmiştir.
  • İp merdiven sinir sistemi vardır.
  • Genellikle hermafrodittir
  • Planarya, karaciğer kelebeği ve tenya örnektir.
 
BİLGİ:
Hayvanlar aleminde ilk özelleşmiş boşaltım organı olan protonefridyum yassı solucanlarda görülür.
Merkezi sinir sisteminin ilk görüldüğü hayvan grubu yine yassı solucanlardır. (İp merdiveni sinir sistemi)
 
b. Yuvarlak Solucanlar:
  • Solunum ve boşaltım vücut yüzeyinden difüzyonla gerçekleşir.
  • Sindirim boşluğunda ağız ve anüs olmak üzere iki açıklık vardır. (İlk iki açıklıklı sindirim sistemi) Bağırsak solucanı, tirişin, ve kancalı kurt insanlarda parazit olan yuvarlak solucan türlerindendir.
c. Halkalı Solucanlar:
  • Kapalı dolaşım sistemi görülür.
  • Suda yaşayanları solungaç solunumu yapar. Karada yaşayan türleri ise oksijen, karbon dioksit değişimini nemli derilerinden difüzyonla gerçekleştirir.
  • Boşaltım nefridyum denilen yapılar ile yapılır.
  • İp merdiven sinir sistemi vardır.
  • Eşeyli ürerler.
  • Toprak solucanı, deniz poliketi ve sülük bu grubun örnekleridir.

BİLGİ:

Toprak solucanlarının faaliyetleri çiftçiler için önemlidir. Toprak solucanı toprağa açtığı galeriler nedeniyle toprağın havalanmasını, su geçirgenliğini artırır. Bu etkinliği toprağın verimliliğine katkıda bulunur. Toprağı besin ve oksijen yönünden zenginleştirerek bitki üretimini olumlu yönde etkiler.





4.Yumuşakçalar:

  • Vücutları yumuşak ve kabukludur. Kabuklarının altında manto adı verilen ince bir doku tabakasından oluşan vücut örtüleri vardır.
  • Kara salyongozu dışında diğer yumuşakçalar suda yaşar ve solungaç solunumu yapar.
  • Açık dolaşım görülür. Yumuşakçaların bir sınıfı olan kafadan bacaklılarda (mürekkep balığı, ahtapot) kapalı dolaşım görülür.
  • Salyangoz, midye, ahtopot ve mürekkep balığı, sümüklü böcek yumuşakçaların önemli örneklerindendir.




5.Eklem Bacaklılar:

  • Kabuklular, örümcekler, çok ayaklılar ve böcekleri içine alır.
  • Vücutları bölmeli, hareket organları eklemlidir.
  • Protein ve kitinden oluşmuş dış iskeletleri vardır. Eklem bacaklılar otçul, etçil ya da hepçil olabilir.
  • Solunumları ise çoğunda trakelerle, örümceklerde kitapsı akciğerler, suda yaşayanlarda solungaçlarla gerçekleşir
  • Özelleşmiş boşaltım organları vardır. Gelişmiş bir sinir sistemi bulunur
  • Duyu organları, özellikle gözleri, iyi gelişmiştir. Bazılarında kanatlar gelişmiştir ve uçabilirler.Eşeyli ürerler ve genellikle yumurta bırakarak çoğalırlar. Yumurtadan çıkan organizmalar gelişim dönemlerinde başkalaşım geçirir.

a. Kabuklular:

  • Kabukları serttir.
  • Çoğu tatlı suda ve denizde, bir kısmı ise karaların nemli bölgelerinde yaşar.
  • Solungaç solunumu yaparlar.
  • Bu gruba örnek olarak istakoz, yengeç, karides, kerevit, su piresi verilebilir.

 


b. Örümcekler, akrepler, keneler:

  • Hemen hepsi karada yaşayan hayvanlardır.
  • Dört çift bacak taşımasıyla görünüş olarak diğer eklem bacaklılardan ayırt edilir.
  • Baş ile göğüs bölgesi birbiriyle kaynaşmış durumdadır.
  • Su kenesi, örümcek, kene, akarlar ve akrep bu grubun örneklerindendir.

c. Çok ayaklılar:
  • Vücutları uzun ve bölmelidir.
  • Her bölmede ayak bulunur.
  • Çıyanlarda her bölmede bir çift, kırkayakta ise iki çift ayak vardır.

Örnek: Çıyan, kırkayak.

d. Böcekler: Vücutları baş, göğüs ve karın olmak üzere üç kısımdan oluşur.
  • Açık dolaşım sistemine sahip olup, trake solunumu yaparlar.
  • Kanlarında solunum gazları ve solunum pigmentleri bulunmaz.
  • Genellikle eşeyli ürerler ve gelişimleri sırasında başkalaşım geçirirler. (Tırtılın kelebeğe dönüşmesi)
  • İç döllenme dış gelişme görülür.
  • Baş bölgesinde bir çift anten yer alır.
  • Genellikle iki çift kanata ve üç çift bacağa sahiptirler.
  • Kitin kapsayan dış iskeleti vardır. Dış iskelet vücut büyümesini sınırladığından dolayı böceklerde periyodik aralıklarla değiştirilir.
  • Açık dolaşım sistemine sahiptirler.
  • Boşaltım organı (malpighi tüpleri) kuruya yakın bir atık oluşumunu sağladığı için vücuttan su kaybını önler.
  • Boşaltım atığı ürik asittir.
  •  Karınca, arı, çekirge, bit, pire, sinek, termit gibi hayvanlar örnek olarak verilebilir.





6.Derisidikenliler:

  • Hemen hepsi denizlerde yaşar.
  • Vücutlarının içinde kalker plakçıklardan oluşmuş iç iskelet vardır. İç iskelette dikensi çıkıntılar bulunur. Bu nedenle derisi dikenliler olarak adlandırılır.
  • Rejenerasyon yetenekleri yüksektir yani vücutlarından kopan herhangi bir parçayı hücre bölünmesiyle yenileyebilirler. EşeyÖrneğin denizyıldızı kopan kollarını yenileyerek birey sayısını artırabilir.
  • Eşeysiz (rejenerasyon) ve eşeyli ürerler.
  • Derisi dikenlilerin vücutları denizyıldızında olduğu gibi beş kollu, denizkestanelerinde olduğu gibi küre ve  denizhıyarlarında olduğu gibi silindir şeklinde olabilir.
  • Hayvanlar aleminde “su damar sistemi” derisidikenlilere özgüdür. Bu sistem gaz alışverişini atıkların atılmasını hareket ve beslenmeyi kolaylaştırır















2. Omurgalılar:

Omurgalılar beş sınıfta incelenir.

1. Balıklar

  • Etçil, otçul ve hem etçil hem otçul olarak beslenen üyeleri vardır.
  • Solungaç solunumu yaparlar.
  • Çoğunda dış döllenme ve dış gelişme ile olur. Kıkırdaklı balıklarda iç döllenme iç gelişme görülebilir.
  • Kalpleri iki bölmelidir (bir kulakçık, bir karıncık) ve daima kirli kan bulunur.

 

BİLGİ:

Balıklar, küçük kan dolaşımının görülmediği tek omurgalı sınıfıdır.

  • Vücut ısıları değişken canlılardır. (Soğuk kanlı canlı)
  • Azotlu boşaltım atığını amonyak (NH3) halinde atarlar.
  • Kemik veya kıkırdaktan yapılmış iç iskeletleri vardır.
  • Balıklar; çenesiz balıklar, kıkırdaklı balıklar ve kemikli balıklar olmak üzere 3 grupta incelenir.
  • Köpek balığı ve vatoz balığının kıkırdaktan oluşan bir iç iskeleti vardır.

 

BİLGİ:

Balıklarda pul, çene, yüzme kesesi, kemikten oluşan iç iskelet ve solungaç kapağı ortak değildir.

Kemik bir iskelet, yüzme keseleri (bazılarında akciğer bulunur) ve pullar kemikli balıklarda bulunur.

Kıkırdaklı balıklarda (köpek balığı ve vatoz) solungaç kapağı bulunmaz.




2. İki yaşamlılar

  • Yaşamlarının bir kısmını suda bir kısmını karada geçirdikleri için "iki yaşamlılar" adını almışlardır.
  • Gelişmelerinde genel olarak başkalaşım görülür.
  • Larva dönemi suda geçer. Bu dönemde solunumu solungaçlar sağlar.
  • Deri ve akciğer solunumu yaparlar. Akciğerleri basit bir kese şeklindedir.
  • Derileri çıplaktır. Salgılanan mukus deriyi nemli tutarak deri solunumu için uygun ortam sağlar.
  • Bu grubun en önemli örneği olan kurbağalarda kalp iki kulakçık ve bir karıncık olmak üzere üç odacıktan oluşur
  • Kan kalp karıncıklarında karışır ve vücuda karışık kan pompalanır.
  • Soğukkanlı hayvanlardır. Kış uykusuna yatarlar.
  • Genellikle dış döllenme görülür ve gelişme suda tamamlanır.
  • Ağaç kurbağası, yeşil kara kurbağası ve semenderler bu gruba örnektir.
  • Azotlu boşaltım atığını larva döneminde amonyak ergileri ise üre halinde atarlar.





3. Sürüngenler
  • Akciğer solunumu yaparlar.
  • Derileri üzerinde keratin yapılı pullar veya kemik plakalar bulunur.
  • Deri solunumu görülmez
BİLGİ:
Sürüngenlerin vücutları pul ya da benzer levhalarla kaplıdır. Bu durum, nem kaybını en az düzeyde tutmalarını sağlar, bu sayede kurak ortamlara oldukça iyi uyum sağlarlar.
 
  • Kalpleri iki kulakçık ve bir karıncık olmak üzere üç odacıktan oluşur. Karıncık yarım bir perde ile ikiye ayrılmıştır. Temiz ve kirli kan karıncıkta karışır.
 
BİLGİ:
Ancak timsahların kalpleri dört odacıklıdır. Bu canlılarda karıncık diğer sürüngenlerden farklı olarak tamamen ikiye bölünmüştür. Kalplerinde iki kulakçık iki karıncık bulunur. Kirli ve temiz kan karıncıklarda karışmaz. Fakat kan, kalpten çıktıktan sonra iki atardamar arasında bulunan panizza kanalında karışır. Vücuda karışık kan gönderilir. Bu yüzden soğuk kanlı canlılardır.
 
  • Soğukkanlı canlılardır. Kış uykusuna yatarlar.
  • İç döllenme görülür ve gelişme ana canlının vücudu dışında gerçekleşir. Bazı türlerde yavruların yumurtadan çıkması, dişinin içinde gerçekleşir.
  • Azotlu boşaltım atığını ürik asit halinde atarlar.
  • Sürüngenlere; yılanlar, kertenkeleler, kaplumbağalar, timsahlar ve soyu tükenmiş dinozorlar örnek olarak verilebilir








4.Kuşlar
  • Vücutları, uçmayı ve yalıtımı sağlayan tüylerle kaplıdır.
  • Bacaklarında ve ayaklarında pullar vardır.

BİLGİ:

Tüyler, kuşlara özgü yapılardır. Yani bir hayvanda tüy varsa kuştur.



  •  Akciğer solunumu yaparlar. Akciğerlere bağlı hava keseleri vücut ağırlığını azaltır ve uçmayı kolaylaştırır.

 

BİLGİ:

Kuşlar deri solunumu yapamazlar. Çünkü derilerinde salgı bezi yoktur. Kuru bir derileri vardır. Kuru ortamda solunum gazları difüzyon yapamaz.

  •  Zarsı (bağ dokudan oluşan) diyaframları vardır.
  • Kemiklerinin çoğunun içi boştur (hava ile dolu).  Akciğerlere bağlı hava keseleri uzun kemiklerin içine doğru uzanmıştır. Bu durum iskelete hafiflik sağlar, uçma kolaylığı sağlar.
  • Kalpleri iki kulakçık ve iki karıncık olmak üzere dört odacıktan oluşur. Temiz ve kirli kan birbirine karışmaz.
  • Alyuvarları çekirdeklidir.
  • Memelilerde sadece sol, kuşlarda sadece sağ aort yayı bulunur.
  • Sıcakkanlı hayvanlardır. Bu tip canlılarda vücut sıcaklığı sabittir. Çevre sıcaklığına bağlı değişmez.
  • Çenelerinde diş yoktur. Keratin yapıdaki gaga, beslenme tipine göre farklı şekillerde olabilir. Bunun yerine mekanik sindirimi sağlayan taşlık bulunur.


BİLGİ:

Balıklarda, kurbağalarda, sürüngenlerde ve kuşlarda dışkı (sindirim kanalındaki atık), boşaltım atıkları ve üreme hücreleri kloak adı verilen tek bir açıklıktan dışarı atılır. Kloak memelilerde yoktur. Sindirim atıkları ve boşaltım atıkları farklı açıklıklardan atılır.

 

  •  Kuşlar hem etçil hem otçul canlılardır.
  • İç döllenme görülür. Gelişme vücudun dışında olur. Yumurtaları sert bir kabukla örtülüdür.
  • Yavru bakımı vardır.
  • Azotlu boşaltım atığını ürik asit halinde atarlar.
  • Metabolizmaları oldukça hızlıdır. Vücut sıcaklıkları 40-41 0C dir.
  • Bu gruba devekuşu, penguen, tavuk, flamingo, ördek, turna, guguk kuşu, güvercin, papağan, kuzgun, gibi örnekler verilebilir.

 

BİLGİ:

Kuşlarda uçmayı kolaylaştıran adaptasyonlar

  • Gelişmiş kanatlarının olması. Kanatlar, özel yapıları sayesinde su ve havayı geçirmeyecek şekilde oluşmuştur.
  • Akciğerlerine bağlı hava keselerinin bulunması. (Bu hava keselerinde kan ile gaz alışverişi olmaz.)
  • Kemiklerin iç kısmı bal peteği görünümünde kuvvetli hafif olması.
  • Göğüs omurlarının bitişik olması.
  • Vücutlarında su yerine yağ depo etmeleri.
  • Birçok deri salgı bezinin bulunmaması.
  • Bazı iç organların eksik olması. (Örneğin dişi kuşlarda tek yumurtalık bulunur.)








5. Memeliler

  • Omurgalıların insanları da kapsayan grubudur.
  • Vücut genellikle ısı yalıtımını sağlayan kıllarla örtülmüştür.
  • Kıllar, memelilere özgü yapılardır. Yani kıl varsa memelidir.
  • Akciğer solunumu görülür.
  • Akciğerlerinde alveol adı verilen kesecikler bulunur.
  • Kastan yapılmış bir diyaframa sahiptirler.
  • Olgun alyuvarlar solunum yüzeyinin artırılabilmesi için çekirdeklerini kaybetmişlerdir.
  • Kalpleri iki kulakçık ve iki karıncık olmak üzere dört odacıktan oluşur.
  • Temiz ve kirli kan birbirine karışmaz.
  • Sıcakkanlı hayvanlardır.
  • Aort damarı sola döner.
  • Dişileri süt bezlerine sahiptir.
  • İç döllenme görülür. Yavru bakımı en üst seviyeye ulaşmıştır.
  • Memeliler, gagalı memeliler, keseli memeliler ve plasentalı memeliler olmak üzere üç gruba ayrılır
  • Gagalı memeliler, yumurtlayan tek memeli takımıdır. Kuluçkaya yatarlar. Yavrular yumurtadan çıktıktan sonra anne karnında meme uçları olmayan süt bezlerinden beslenir. Dikenli karıncayiyen ve ornitorenk gagalı memelilerdir.
  • Keseli memelilerde kısa bir gebelik süresinin sonunda doğan yavrular gelişimini tamamlamamıştır. Bu yavrular anne karnındaki keseye alınırlar ve buradaki süt bezlerinden beslenerek gelişimlerini tamamlarlar. Kanguru, panda ve koalalar keseli memelidir.
  • Plasentalı memelilerin embriyoları gelişimlerini döl yatağı içinde tamamlarlar. Yavru belirli bir süre anne bakımına muhtaçtır. Beslenme ve gaz alışverişi plasenta aracılığı ile ana tarafından sağlanır.
  • Üreme, sindirim ve boşaltım ürünleri ayrı açıklıklardan dışarıya bırakılır.


Örnek: Kedi, aslan, tavşan, maymun, insan, balina, yunus, fok, yarasa plasentalı memelilerden bazılarıdır.

 

  • Gagalı memelilerde iç döllenme dış gelişme,
  • Keseli memelilerde iç döllenme ve kısmen dış gelişme,
  • Plasentalı memelilerde iç döllenme ve tamamen iç gelişme görülür.

 

BİLGİ:

Memeliler sınıfına özgü bazı özellikler:

  • Vücutlarında kılların bulunması (Suda yaşayanları hariç)
  • Yavrularını süt ile beslemeleri
  • Alveollü akciğerlerinin bulunması
  • Kaslı diyaframın bulunması
  • Olgun alyuvarlarının çekirdeksiz olması
  • Kıl ve ter bezlerinin bulunması

 


Omurgalıları oluşturan beş sınıfın bazı özellikleri ile karşılaştırma tablosu


Özellikler

Balık

Kurbağa

Sürüngen

 

Memeli

Solunum organları

Solungaç

Solungaç, Deri, Akciğer

Akciğer

Akciğer

Akciğer

Döllenme şekli

Dış

Dış

İç

İç

İç

Gelişme şekli

Dış

Dış

Dış

Dış

İç

Kalp odacık sayısı

2

Omurgalı hayvanlar

3

4

4

Vücut örtüsü

Pul

Kuş

Pul

Tüy

Kıl

Boşaltım ürünü

Amonyak

Larva dönemi amonyak Ergin üre

Ürik asit

Ürik asit

Üre

Vücut ısısı

Değişken

(Soğuk kanlı)

Değişken

(Soğuk kanlı)

Değişken

(Soğuk kanlı)

Sabit

(Sıcak kanlı)

Sabit

(Sıcak kanlı

 









HAYVANLAR İLE İLGİLİ ALIŞTIRMALAR:

SORU 1

SORU 2




SORU 3

SORU 4



SORU 5

SORU 6

SORU 7



SORU 8

SORU 9



SORU 10


SORU 11







SORU 13



SORU 14




SORU 15




SORU 16




SORU 17




SORU 18





SORU 19




SORU 20




SORU 21




SORU 22





SORU 23




SORU 24





SORU 25




SORU 26





SORU 27





SORU 28




SORU 29




SORU 30





SORU 31




SORU 32





SORU 33




SORU 34




SORU 35




SORU 36





SORU 37



SORU 38



SORU 39



SORU 40




SORU 41





SORU 42





SORU 43




SORU 44




SORU 45






SORU 46




SORU 47








VİRÜSLER:

  • Latincede zehir anlamına gelen virüslerin hücre zarı, çekirdek, sitoplazma ve organelleri yoktur. Hücresel yapıya sahip değildir. Sınıflandırma kategorileri içine alınmazlar.
  • Virüsler kendi başlarına çoğalamaz. Ancak bir konak hücre içinde çoğalabildiği için zorunlu hücre içi parazitidir.
  • Konak hücre bulamadıklarında kristal yapıya dönüşür ve uzun zaman bu şekilde kalabilir.
  • Virüslerin genom adı verilen genetik materyalleri tek ya da çift sarmallı DNA ya da RNA dan oluşabilir.

 

BİLGİ:

Virüslerin genomları 4 farklı şekilde olabilir.

1.Çift zincirli DNA

2.Çift zincirli RNA

3.Tek zincirli DNA

4.Tek zincirli RNA

 

  • Genomları kapsit adı verilen proteinden yapılmış bir kılıfla çevrilidir. Bundan dolayı virüsler nükleoproteinden oluşmuştur.
  • Bakterilerde çoğalan virüslere bakteriyofaj denir.
  • Genomu DNA’dır.


  •  Virüsler konak hücrenin metabolizmasını kullanarak kendilerini kopyalar ve bu kopyalanma sırasında mutasyon geçirebilir.
  • Mutasyon, genetik çeşitliliğin artmasına neden olur. Böylece virüsler farklı ortam koşullarına kolayca uyum sağlayabilir.
  • Virüslerin bir enzim sistemleri yoktur. Yapılarında sadece içine girecekleri hücrenin (konak hücre) zarını eritmeye yarayan sindirim enzimleri bulunabilir.
  • Virüslerin enzim sistemleri olmadığı için antibiyotiklerden etkilenmezler.
  • Virüsler genelde belli hücre ve dokularda yerleşip çoğalabilir.

Örneğin; Çocuk felci ve kuduz virüsü beyin ve omurilikte, Grip ve nezle virüsü üst solunum yollarında, AIDS virüsü akyuvarlarda (T lenfosit), Sarıhumma virüsü karaciğerde, Çiçek, kızamık ve siğil virüsü deride çoğalır.
  • Virüsler kendilerine uygun konak hücreyi bu hücrenin dışındaki özgül proteinler sayesinde tanırlar.

 

BİLGİ:

Virüslerin biyolojik sınıflandırma kategorileri içine alınmamasının en önemli nedeni hücresel yapıya ve metabolizmaya sahip olmamalarıdır.

  • Nairovirüs, pıhtılaşmayı sağlayan trombositlerin sayısının düşmesine neden olduğundan kanamalar görülür.
  • H1N1 virüsü ise solunum yollarını etkiler. Başlangıçta hafif geçirilebilecek grip olarak gözlenen hastalık, zatürreye hatta ölüme neden olabilir.
  • Canlı hücrelerin virüslere karşı oluşturduğu antimikrobiyal savunma proteinlerine interferon denir.

 

BİLGİ:

İnterferon, komşu hücrelere sızarak bu hücrelerde virüslerin çoğalmasını engelleyen başka kimyasal maddeler üretilmesini sağlar. Bu yolla interferonlar nezle, grip gibi enfeksiyonlarda virüslerin hücreden hücreye yayılmasını engeller. Aynı zamanda interferonlar fagositoz yapan hücreleri uyararak mikroorganizmaların fagositozla yok edilmesini sağlar.

Virüslerin bazı özellikleri cansızlara bazı özellikleri canlılara benzer.

Virüslerin cansızlara benzer yönleri

Virüslerin canlılara benzer yönleri

· Hücre dışında kristalize olma

· Enzim üretme mekanizmalarına sahip olmama

· Hücresel yapıya sahip olmama

· ATP üretme, beslenme, büyüme gibi temel

metabolizma olaylarını gerçekleştirememe

· Enzim bulundurma ve kullanma

· Nükleik asit ve protein bulundurma

· Hücre içinde üreyebilme

· Özel protein yapısına sahip olma

· Mutasyona uğrayabilme

 

 

Bakteriyofajlarda (Bakteri yiyen virüs) çoğalma:

Bakteriyofajlar iki şekilde çoğalmaktadır.

1.Litik döngü:

  • Konakçı hücrenin ölümüyle sonuçlanan çoğalma döngüsüdür.

Sırasıyla gerçekleşme basamakları:


1. Virüs yanaştığı hücre zarının üstüne kenetlenir.

2. Hücre zarını sahip olduğu özel bir enzim ile delerek sadece içindeki nükleik asidi (DNA veya RNA) hücrenin içine aşılar. Virüsün protein kılıfı ve diğer kısımları hücre dışında kalır.


3. Hücre içine giren virüse ait genetik materyal (genom), bakterinin nükleotitlerini kullanarak eşlenir. Bakterinin amino asitlerini kullanarak protein kılıflarını üretir.

4. Üretilen protein kılıfların içine çoğaltılan genetik materyal (burada DNA) yerleştirildikten sonra diğer parçalarla birleşerek yeni virüsler oluşur.


5. Hücre içine aşırı virüs çoğalması hücre zarı ve çeperine içten gelen bir baskı oluşturur. Bu baskıya dayanamayan bakteri parçalanır (Lizis). Virüsler serbest kalır.

jh



BİLGİ:

Virüsler konak hücre içinde çoğalırken kendisine ait sadece DNA şifresini kullanır Bakterinin nükleotit, amino asit, ribozom, ATP ve tRNA'larını kullanılır. mRNA'yı da kendi DNA şifresine göre sentezlettirir. Yani doğrudan bakterinin mRNA'larını kullanmaz.

 

 

2. Lizogenik döngü:

· Virüs genomunun konakçıya zarar vermeden çoğalmasını sağlayan olayları içerir.

 

Sırasıyla gerçekleşme basamakları:

 1. Virüs yanaştığı hücre zarının üstüne kenetlenir.



2. Hücre zarını sahip olduğu özel bir enzim ile delerek sadece içindeki nükleik asidi (DNA veya RNA) hücrenin içine aşılar. Virüsün protein kılıfı ve diğer kısımları hücre dışında kalır. Virüs DNA’sı bakteri DNA’sı ile kaynaşarak profaj olur.




3. Bakteri ikiye bölünme sırasında DNA’sını eşlerken virüs DNA’sı da eşlenir. Böylece bakteriler çoğalırken virüs DNA’sı da çoğalmış olur.





NOT: Oluşan yavru hücrelerdeki profaj hücre içinde serbest kalırsa bu durumda litik döngü başlar, hücre parçalanır.








  • Virüsler genetik mühendislerin gözdesi konumundadır.
  • Önemli biyolojik mücadele etmenleridir.
  • Son yıllarda bu virüslerin gen terapi vektörleri olarak kullanılmaktadır.
  • Hasarlı genlerin, sağlam genlerle değiştirilmesinde kullanılmaktadır.
  • Kanser hücreleri üzerinde toksik etki gösterecek genlerin taşınmasında.

 

Bazı virütik hastalıklar ve etkenleri

Hastalık Adı

Etkeni

AIDS,

HIV virüsü

Kırım Kongo kanamalı ateşi etkeni (KKKA),

Nairovirüs

Hepatit B

Hepatit B virüsü

Domuz gribi hastalığı etkeni

H1N1

Kuş gribi

H5N1

 

1.Grip:

  • Grip virüsleri, genetik materyali RNA olan üst solunum yollarına etki eden, hava yoluyla bulaşabilen virüslerdir.
  • Grip, virüs enfeksiyonu olduğu için antibiyotik ile tedavi edilemez.
  • Doktor kontrolü altında 3-5 gün istirahat edilmesi gerekir.
  • Bol sıvı tüketilmesi, salgıların dışarı atılmasını sağladığından iyileşmeyi hızlandırır.
  • Grip virüsleri çok hızlı değişime uğradığından aşı ile kazanılan bağışıklık yeni virüsler için etkisiz kalmaktadır.

 

 

C.Gripten korunmak için aşağıdakilere dikkat edilmelidir.

1.Hastalar ile yakın temastan, ortak eşya kullanımından kaçınılmalıdır.

2.Mecbur kalmadıkça kalabalık yerlerde bulunmamaya özen gösterilmelidir.

3.Öpüşmeden uzak durmalıdır.

4. Eller sık sık sabunlanmalıdır.

5. 65 yaş ve üstündeki kişiler, bağışıklık sistemi zayıf olanlar, kronik hastalığı olan kişiler, sağlık çalışanları, insanlarla yakın temas içinde olan kişiler grip aşısı olmalıdır.

 

2.Uçuk (Herpes):

  • Uçuk, Herpes simplex (Herpes simpleks) adı verilen virüsün neden olduğu bulaşıcı bir cilt hastalığıdır.
  • Uçuk hastalığında ağız kenarlarında, dudaklarda ve genital bölgede içi sıvı dolu küçük kabarcıklar oluşur.
  • Bu dönemde virüs oldukça bulaşıcıdır.
  • Hastalığın bulaşmaması için hasta kişinin özel eşyaları kullanılmamalı ve hasta ile doğrudan temas edilmemelidir
  • Kabarcıkların patlaması virüsün yayılmasına neden olur.
  • Virüsle enfekte olmuş bölgede karıncalanma, kaşınma, yanma gibi belirtiler görülür. Bu belirtiler hissedildiğinde enfekte bölgeye tıbbi uçuk kremi sürülmeli ve soğuk kompres uygulanmalıdır.

 

3.Kuduz:

· Genellikle kedi, köpek, tilki, sincap, yarasa gibi memeli canlılar arasında yaygındır.

· Seyrek olarak insana geçer.

· Kuduz virüsü konak canlının sinir hücrelerini enfekte eder.

· Bütün memeli canlılar kuduz hastalığına yakalanabilmelerine karşın bazı türleri hastalığı bulaştırır.

· Kuduz, daha çok hastalığa yakalanmış köpeklerin ısırması sonucunda salyasından insana bulaşır.

· Sanıldığının aksine sincap, sıçan, fare, hamster gibi kemirgen hayvanlar ve tavşanlar taşıyıcı değildir ve bu

hayvanlar tarafından ısırılma bir risk oluşturmaz.

· Kuduz olduğundan şüphelenilen hayvanlardan uzak durulması, en yakın sağlık kuruluşuna ve belediyeye

bildirilmesi gerekmektedir.

· Kuduz hastalığından korunmada en etkili yol aşı olmaktır.

 

Kuduzdan Korunmak için Bunlara Dikkat Edin

· Evcil hayvanlar kontrol altında tutulmalı.

· Evde beslediğiniz hayvanların kuduz aşılarını zamanında yaptırın.

· Tanımadığınız hayvanlara yaklaşmayın ve oynamayın.

· Hasta gibi görünen hayvanlara yardım etmek için dokunmayın.

· Ölü hayvanlara yaklaşmayın ve dokunmayın.

 

4.Hepatit B

· Hepatit B, sarılık hastalığının bir çeşididir.

· Hepatite sebep olan virüslerin A, B, C, D ve E şeklinde çeşitleri vardır.

· Bu virüsler karaciğer hücrelerini enfekte ederek kanser, siroz gibi ciddi hastalıklara yol açar.

· Hepatit B virüsü kan, vücut sıvıları ve doğrudan temas sonucu bulaşabilir.

· Özellikle insanların toplu olarak bulunduğu, beslendiği yerlerde bu hastalığın bulaşma riski artmaktadır.

· Hepatit B virüsü vücuda girdikten sonra 40 ila 80 gün arasında değişen uzun bir kuluçka dönemi geçirir.

· Baş ağrısı, ateş, yorgunluk, hâlsizlik, kırıklık, iştahsızlık, bulantı, kusma, karın ağrısı, üşüme gibi enfeksiyon

belirtileri görülür.

· Virüs, karaciğer hücrelerini tahrip ederek fonksiyonlarını bozar.

· Bu hastalıktan korunmak için hijyen kurallarına uyulmalı ve aşı olunmalıdır.

 

Hepatit B'den korunma yolları şunlardır:

1.Kan ve diğer vücut sıvılarıyla doğrudan temas edilmemelidir.

2.Korunmasız cinsel ilişkiye girilmemelidir.

3.Akupunktur, dövme, kulak deldirme veya tıbbi amaçlar için kullanılan şırınga ve iğnelerin steril olmasına özen gösterilmelidir.

4.Traş jileti, diş fırçası, küpe, tırnak makası gibi kesici ve kişisel aletleri ortaklaşa kullanmaktan kaçınılmalıdır.

5.En önemli olarak Hepatit B aşısı olunmalıdır.

 

5.AIDS:

  • AIDS, Edinilmiş Bağışıklık Yetmezliği Sendromu anlamına gelen İngilizce kelimelerinin baş harflerinden oluşan, insan bağışıklık yetmezliği virüsünün (HIV) sebep olduğu çok tehlikeli bir hastalıktır.
  • Virüs bulaştıktan sonra kuluçka süresi görülür.
  • Afrika’da bir şempanze türünde gribe sebep olan virüsün (SIV) değişime uğrayarak insanda hastalığa sebep olduğu bilinmektedir.
  • Virüs, hasta kişinin bağışıklık sisteminin tamamen çökmesine ve diğer basit hastalıklardan bile ölmesine yol açmaktadır.
  • Güvenli olmayan cinsel ilişki, hijyenik olmayan cerrahi müdahaleler, kanında HIV bulunan kişinin kanının sağlıklı kişiye transferi gibi yollarla bulaşan bir hastalıktır.
  • Gece terlemeleri, yüksek ateş, hızlı kilo kaybı, hâlsizlik, devamlı öksürük, özellikle ağızda mantar enfeksiyonu, deri döküntüleri, sindirim sistemi bozuklukları, menenjit gibi hastalıkların görülmesi AIDS hastalığının belirtileridir.

 

AIDS'den korunma yolları

1. Dezenfekte edilmemiş şırınga, iğne, cerrahi aletler, diş hekimliği aletleri vb. kesinlikle kullanılmamalıdır. Ayrıca traş jileti, küpe, tırnak makası gibi kişisel eşyaları ortaklaşa kullanmaktan kaçınılmalıdır.

2. Kan nakli yapılırken AIDS testinden geçmemiş kan kullanılmamalıdır.

3. Korunmasız cinsel ilişkiye girilmemelidir.

4. HIV virüsünü taşıyan kişi kan bağışlamamalıdır.

5. Açık yaralar, vücuda virüsün girişini engellemek için bantla kapatılmalıdır.




VİRÜSLER İLE İLGİLİ ALIŞTIRMALAR:


SORU 1



SORU 2


SORU 3






SORU 4

 

SORU 6





SORU 7


SORU 8



SORU 9



SORU 10






SORU 11





SORU 12




SORU 13



SORU 14



 

SORU 15

 SORU 16


















Hiç yorum yok:

Yorum Gönder