1. TEPKİ
A)
CANLILIK VE TEPKİ 14
1.1.
Farklı Canlıların Uyaranlara Karşı Oluşturduğu Tepki Mekanizmaları
1.1.1.
Farklı Canlıların Uyaranlara Karşı Oluşturduğu Tepkiler
B) BİTKİLERDE TEPKİ
1.2.1.
Bitkisel Hormonlar
1.3.
Bitkilerdeki Tepki Mekanizmaları
1.3.1.
Bitkilerde Tropizma ve Nasti Hareketleri
1.3.1.a)
Tropizma (Yönelim) Hareketleri
1.3.1.b)
Nasti (Irganım, İrkilme) Hareketleri
1.4.
Bitkilerde Yönelme Hareketleri
1.4.1.
Bitkilerde Yönelme Hareketleri
CANLILIK VE TEPKİ
- Canlılarda durum değiştirmeye veya harekete sebep olan uyaranların etkisiyle çeşitli tepkiler oluşur.
- Hem insanlar hem de diğer canlılar günlük yaşamda, çevrelerinden gelen çok sayıda uyaranla karşılaşır.
uyaranlar.
- Uyaranlara verilen tepkiler, hayatta kalmalarını ve çevre koşullarına uyum sağlamalarını kolaylaştırır.
- Canlıların uyaranlara verdiği tepkiler farklı şekilde olur.
İnsan, yüksek ses duyduğunda irkilir; başını sese doğru çevirebilir veya kulaklarını elleri ile kapatma davranışı gösterebilir
Tek hücreli bir canlı olan öglenanın fotosentez yapabilmek için ışığa yönelmesi gerekir.
CEVAP:
Çevremizde gördüğümüz canlılar, hayatta kalmak ve çevrelerine uyum sağlamak için dışarıdan gelen uyarılara çeşitli tepkiler verirler. Günlük hayatta sıkça karşılaştığımız bazı canlıların uyaranlara karşı gösterdiği tepkiler şunlardır:
🐾 Hayvanların Tepkileri
Kuşlar: Yanlarına doğru hızlıca yaklaşıldığında (görsel uyaran) tehlike sezip hemen uçarak uzaklaşırlar (tepki).
SORU:
Keşfettiğiniz
örüntülerden yola çıkarak, farklı canlıların ışık ve sıcaklık uyaranlarına
farklı mekanizmalarla tepki vermesi ile ilgili genelleme yaparak kısa bir
paragraf yazınız.
CEVAP:
Canlılar, çevrelerindeki ışık ve
sıcaklık değişimlerine hayatta kalma ve nesillerini sürdürme şanslarını
artırmak için farklı hücresel ve davranışsal mekanizmalarla tepki verir.
GÜNEŞGÜLÜ BİTKİSİ
Güneşgülü [Drosera capensis (drozera kapensis)] bitkisinin yapraklarındaki ince tüylerden damlacıklar hâlinde yapışkan bir madde salgılanır.Yapraklarına bir böcek dokunduğunda yapraklar böceğin etrafına yavaşça sarılarak böceği yakalar.Bitki böceği sindirerek ihtiyaç duyduğu mineralleri karşılar.Bu kapanma hareketi, yaprağın alt kısmındaki ince ve uzun hücrelerin üst kısmındaki yuvarlak hücrelere göre daha fazla su alıp şişmesi ile gerçekleşir.
Denizşakayıkları omurgasız canlılardır.
Bu canlılar tepkilerini reflekse ve dokunmaya duyarlı hücreler aracılığıyla verir.
Denizşakayıklarına dokunulduğunda bu canlıların kasları kasılarak gövdeleri küçülür ve ağızlarının çevresindeki uzantılar (tentakül) içe çekilir.
Canlının bu tepkisinin nedeni; avını yakalamak, kendini korumak ve çevresel değişimlere uyum sağlamaktır.
AMİP
Amip, tek hücreli bir organizma olmasına rağmen çeşitli çevresel değişikliklere tepki verebilir.
Örneğin ışığa maruz kaldığında ışık kaynağından uzaklaşır. Amip, ışığın zararlı etkisinden korunmak ve bol besin bulmak için su bitkilerinin veya kayaların oluşturduğu gölgeli, loş ışıklı ortamları tercih eder.
Aynı uyaranın farklı canlılarda farklı tepkiler oluşturmasının nedenlerini canlının sinir sistemi özellikleri ve yaşamsal gereksinimleri açısından akıl yürüterek açıklayınız.
CEVAP:
Sinir sistemi canlıya uyarının ne olduğunu anlama ve işleme kapasitesi sunarken, yaşamsal gereksinimler bu uyarının canlı için ne anlam ifade ettiğini belirler. Bu yüzden aynı dış etken, canlıların iç dünyasında bambaşka biyolojik yanıtlara dönüşür.
1. Sinir Sisteminin Özellikleri ve Gelişmişlik Düzeyi Canlıların uyarana vereceği tepkinin niteliği, sahip oldukları reseptörlerin (duyu hücreleri) çeşitliliğine ve merkezi sinir sistemlerinin karmaşıklığına bağlıdır:
Reseptör Farklılığı: Her canlının dış dünyayı algılama kapasitesi farklıdır.
Örneğin, ultraviyole ışık bir insan için görünmez bir uyaranken, bir bal arısı için çiçeklerin üzerindeki polen kılavuzlarını görmeyi sağlayan yaşamsal bir uyarandır.
Merkezi İşleme Kapasitesi: Basit bir sinir sistemine (örneğin hidradaki ağsı sinir sistemi) sahip bir canlı, dokunma uyarısına tüm vücuduyla kasılarak ilkel ve genel bir tepki verir.
Buna karşılık, gelişmiş bir beyne sahip bir memeli, aynı dokunma uyarısının şiddetini, yerini ve amacını analiz ederek noktasal, bilinçli veya refleksif karmaşık bir tepki oluşturur.
2. Yaşamsal Gereksinimler ve Ekolojik Niş Bir canlının uyarana verdiği tepki, onun hayatta kalma ve neslini devam ettirme stratejileriyle doğrudan uyumludur:
Beslenme ve Av-Avcı İlişkisi: Ani bir ses veya gölge uyarısı, bir avcı (örneğin bir şahin) için potansiyel bir besinin (avın) yerini belirleme sinyalidir ve saldırı/odaklanma tepkisi doğurur.
Aynı uyaran, bir av (örneğin bir tavşan) için ölümcül bir tehlike anlamına gelir ve kaçma veya gizlenme tepkisini tetikler.
Çevresel Adaptasyon (Uyum): Sıcaklık artışı uyarısı karşısında, vücut sıcaklığını dış ortama göre ayarlayamayan sıcakkanlı bir canlı (memeli) terleyerek veya gölgeye kaçarak homeostasisini (iç denge) korumaya çalışır.
1.1.1. Farklı Canlıların Uyaranlara Karşı Oluşturduğu Tepkiler
- Canlılar, meydana gelen değişiklikleri algılayarak bu değişimlere uygun tepkiler geliştirir.
- Tepkiler, yaşamın sürdürülmesi ve çevreye uyum açısından önemlidir.
- Canlılar, farklı uyaranlara kendi yapısal ve fizyolojik özelliklerine göre tepki verir.
- Fakat, hangi canlı olursa olsun, tepki sürecinde her zaman aynı adımlar işler.
Uyarı iletimi ve yorumlanması (sinyal işleme), Tepkinin ortaya çıkması (yanıt).
- Uyaranı algılarken canlı, çevresindeki fiziksel ya da kimyasal değişimleri algılar.
- Bu değişimler çeşitli biçimlerde olabilir.
sıcaklık,
basınç,
kimyasal madde
su miktarı v.b
- Organizma tarafından uyaran algılandıktan sonra bilgi, kendi iç dengesine ve koşullarına göre değerlendirilir.
- Hücre içi ya da hücreler arası kimyasal haberleşme yoluyla değerlendirme, gerçekleşir.
- Sürecin sonunda hücreler, dokular ya da uygun yapılar etkinleşir ve bir tepki ortaya çıkar.
- Tüm canlılarda temel olarak bu örüntü, aynı sırayı takip eder.
- Fakat, kullanılan yapılar ve tepki şekli canlıdan canlıya farklılık gösterir
- Hayvanlarda tepkiler genellikle sinir sistemi ve hormonların birlikte etkileşimiyle ortaya çıkar.
- Bitkilerde sinir sistemi yoktur. Tepkilerde elektriksel sinyal iletimi, turgor basıncı değişimi ve hormonlar rol oynar.
- Sinir sistemi aracılığıyla verilen tepkiler hızlıyken hormonlarla verilen tepkiler genellikle daha yavaştır.
Hormonlar:
- Canlılar tarafından düşük konsantrasyonlarda sentezlenirler,
- Kimyasal habercilerdir.
- Etki göstereceği hücre ve doku grubuna (hedef hücrelere) taşınarak etkili olurlar.
- Hormonlar;
- Hayvanlarda farklı organ ve dokular arasındaki iletişimi koordine eder.
- Bitkilerde kimyasal haberleşme, büyüme, yönelim ve su dengesinin düzenlenmesini sağlar.
- Hormonlar her iki canlı grubunda, belirli hedef hücrelerde özgül tepkilerin ortaya çıkmasını sağlar
- Canlı organizmanın iç dengesini korumada önemli bir rol oynar.
Soruları aşağıda
verilen örnek olaylardan yola çıkarak cevaplayınız.
1. Örnek: İnsanın ani ve yüksek
bir sese maruz kalması
• Uyaranın alınması: Kulaktaki
işitme reseptörleri yüksek sesi algılar.
• İşlenmesi: Algılanan uyarı,
sinirlerle merkezî sinir sistemine iletilerek değerlendirilir.
• Tepkinin ortaya çıkışı:
Sinirlerle kaslara sinyal gönderilir, kişi irkilir ve kulaklarını kapatır.
2. Örnek: Bitkide ışığa yönelme
• Uyaranın alınması: Bitkinin
gövde ucundaki ışık algılayıcı pigmentler ışık yönünü algılar.
• İşlenmesi: Algılanan sinyal
hormonal yanıtla işlenir, hormon ışığın zıt yönüne doğru gövdede dağılır.
• Tepkinin ortaya çıkışı: Hücre
uzaması ışığın zıt yönünde artar ve gövde ışığa yönelerek büyür.
SORU: 1. Tepkinin
ortaya çıkmasındaki basamakların her iki örnekte nasıl gerçekleştiğini
karşılaştırarak yazınız.
CEVAP 1 :
Uyaranın Alınması
(Reseptör Düzeyi):
İnsanda: Fiziksel bir uyaran
(yüksek ses), özelleşmiş duyu hücreleri (işitme reseptörleri) tarafından çok
hızlı bir şekilde algılanır.
Bitkide: Işık uyarısı, bitkinin
büyüme bölgesindeki (gövde ucu) özel ışık algılayıcı pigmentler tarafından
algılanır.
İşlenmesi ve
İletilmesi (Değerlendirme Düzeyi):
İnsanda: Algılanan uyarı, sinir
hücreleri (nöronlar) aracılığıyla elektriksel ve kimyasal sinyaller (impuls)
halinde merkezî sinir sistemine (beyin/omurilik) taşınır ve burada anlık olarak
değerlendirilir. Süreç milisaniyeler
içinde gerçekleşir.
Bitkide: Sinir sistemi olmadığı
için değerlendirme hormonal (kimyasal) yolla yapılır. Işık sinyali, büyüme
hormonu olan oksinin homojen dağılımını bozar; hormon ışığın gelmediği karanlık
(zıt) tarafa doğru taşınır. Süreç insana göre çok daha yavaştır.
Tepkinin Ortaya
Çıkışı (Efektör Düzeyi):
İnsanda: Merkezî sinir
sisteminden çıkan komut, yine sinirler aracılığıyla kaslara (efektör organ)
iletilir. Kişi ani bir hareketle irkilir ve kulaklarını kapatır. Tepki hızlı,
gözle görülür ve hareket odaklıdır.
Bitkide: Karanlık tarafta
biriken hormon, o bölgedeki hücrelerin uzamasını sağlar. Bir taraf daha fazla
uzadığı için gövde ışığa doğru bükülür. Tepki yavaş, büyümeye dayalı ve yönelim
(tropizma) odaklıdır.
SORU 2: Yukarıda verilen insan ve bitki örneklerinden
yararlanarak canlılarda uyaranlara verilen tepkilerin ortak özelliklerini
yazınız.
CEVAP:2
Verilen insan ve bitki örnekleri
incelendiğinde, canlıların uyaranlara karşı gösterdiği tepkilerin ortak
özellikleri şunlardır:
Çevresel bir etki
(uyaran) mevcuttur:
Her iki canlı da dış çevreden
gelen fiziksel veya kimyasal bir etkiyle karşı karşıyadır (insanda yüksek ses,
bitkide ışık).
Özel algılayıcı
yapılar kullanılır:
Uyaranın canlının yapısı
tarafından kabul edilmesi gerekir. İnsanda işitme reseptörleri, bitkide ise
ışık algılayıcı pigmentler bu görevi üstlenir.
Gelen bilgi işlenir
ve iletilir: Alınan uyarana
karşı bir değerlendirme süreci gerçekleşir. İnsanda bu süreç sinir sistemi
vasıtasıyla, bitkide ise hormonal yanıt ile kontrol edilir.
Sonuçta bir tepki
(yanıt) açığa çıkar:
Her iki canlı da yaşamını
sürdürmek veya adaptasyon sağlamak amacıyla uyarana karşı aktif bir hareket
veya değişim gösterir (insanın irkilip kulaklarını kapatması, bitkinin ışığa
doğru yönelmesi
SORU:3
İki farklı canlı
türü olan insan ve bitki örnekleri düşünülerek “Canlıların ortak özellikleri
bulunur.” ifadesi nasıl doğrulanabilir? Açıklayınız.
CEVAP 3:
Bu iki örnek olay üzerinden
"Canlıların ortak özellikleri bulunur." ifadesi, tüm canlıların
çevrelerinde meydana gelen değişimlere karşı gösterdikleri uyarılara tepki
verme (etki-tepki) ve çevreye uyum sağlama (adaptasyon/homeostazi) yetenekleri
ile doğrulanabilir.
Her iki farklı canlı türünde de
süreç tamamen aynı temel mekanizma ile işlemektedir:
Çevresel Uyarının
Algılanması: İnsanda kulaktaki
reseptörler ses dalgalarını algılarken, bitkide gövde ucundaki pigmentler ışığı
algılar. Farklı yapılar kullanılsa da amaç çevreyi fark etmektir.
Bilginin İşlenmesi
(Değerlendirme): İnsan bu uyarıyı
sinir sistemi vasıtasıyla elektriksel olarak işlerken, bitki hormonal sistem
(oksin hormonu) vasıtasıyla kimyasal olarak işler. Her iki canlı da gelen
bilgiyi bir merkezde değerlendirip yanıt hazırlar.
Tepki Oluşturma: İnsan kas hareketleriyle fiziksel bir irkilme ve
kulak kapatma tepkisi verirken, bitki hücresel büyüme ile ışığa yönelme
(fototropizma) tepkisi verir.
Sonuç olarak; İnsan ve bitki gelişimsel, yapısal ve evrimsel
olarak birbirinden tamamen farklı iki alemde yer alsa da, hayatta kalmak ve
çevreye uyum sağlamak için "uyarıları algılama, işleme ve tepki
verme" ortak yaşam fonksiyonunu aynı mantıkla yerine getirirler. Bu da
uyarılara tepki vermenin tüm canlılar için evrensel bir ortak özellik olduğunu
kanıtlar.
SORU 4:
Verilen örneklerdeki
canlıların çevresel faktörlere verdikleri tepkilerin hayatta kalmalarına nasıl
katkı sağladığını açıklayınız.
CEVAP 4:
Verilen örneklerde canlıların
çevresel faktörlere (uyaranlara) verdikleri tepkiler, onların hayatta kalma,
neslini devam ettirme ve adaptasyon yeteneklerini doğrudan artırır.
Bu durum her iki canlı için şu
şekillerde katkı sağlar:
1. İnsanın Ani ve
Yüksek Sese Tepki Vermesi (İrkilme ve Kulakları Kapatma)Tehlikelerden Korunma:
Doğada ani ve yüksek sesler
genellikle bir tehlikenin (yırtıcı hayvan, patlama, çökme vb.) habercisidir.
İnsanın irkilerek refleks
göstermesi, vücudu anında "kaç veya savaş" moduna sokarak tehlikeden
hızlıca uzaklaşmasını sağlar.
Duyu Organını
Koruma: Kulakların kapatılması, yüksek
ses dalgalarının kulak zarına ve iç kulaktaki hassas işitme reseptörlerine
zarar vermesini engeller. Bu sayede canlı, işitme yeteneğini (ve dolayısıyla
çevresel farkındalığını) korumuş olur.
2. Bitkinin Işığa
Yönelmesi (Fototropizma)Besin Üretimi (Fotosentez):
Bitkiler kendi besinlerini
üretmek için ışığa ihtiyaç duyarlar.
Gövdenin ışığa doğru yönelmesi,
yaprakların güneş ışığını en maksimum ve verimli şekilde almasını sağlar.
Büyüme ve Gelişme: Işığı daha iyi alan bitki, daha fazla fotosentez
yaparak enerji üretir. Bu enerji bitkinin sağlıklı büyümesini, köklenmesini ve
ilerleyen dönemde çiçek açıp tohum üreterek neslini devam ettirmesini sağlar.
B) BİTKİLERDE
TEPKİ
BİTKİSEL HORMONLARIN ETKİLERİ
·
Hormonlar aracılığıyla
sonbaharda ağaç yapraklarının sararması gerçekleşir.
·
Hormonlardan bazıları
yaprak dökümünü sebep olur, bazıları ise yaşamsal faaliyetleri yavaşlatır ağacı
kış koşullarına hazırlar.
·
Çileklerde yeşil
meyvelerin kırmızıya dönüşmesi hücrelerin hormonlar yoluyla iletişimi sonucu gerçekleşir.
Meyvenin olgunlaşması sırasında renginin değişmesi, meyve dokusunun yumuşaması
ve tatlanması hormonların etkisiyle olur.
·
Tohumların çimlenmesi
ve filizlenmesi bitki hücreleri arasında kimyasal haberleşmenin var olduğunu gösterir.
Toprağa düşen bir tohum, uygun koşullar oluştuğunda uyarı alır ve çimlenme
başlar. Bu sırada bazı hormonlar kök büyümesini desteklerken bazıları gövdenin
yukarı doğru uzamasını sağlar.
Hormonlar, verilen
örneklerde hangi işlevlere sahiptir?
Verilen örnekler
incelendiğinde, hormonların bitkilerde şu temel işlevlere sahip olduğu
görülmektedir:
Çevresel Koşullara Uyum ve
Koruma:
Yaprakların sararması, dökülmesi ve yaşamsal faaliyetlerin yavaşlatılması
yoluyla ağacı zorlu kış koşullarına hazırlar.
Gelişim ve Olgunlaşma
Yönetimi: Meyvelerin
renginin değişmesini (yeşilden kırmızıya), dokusunun yumuşamasını ve
tatlanmasını sağlayarak olgunlaşma sürecini yönetir.
Hücreler Arası İletişim: Bitki hücreleri arasında
kimyasal haberleşmeyi sağlayarak hücresel düzeyde iletişimi gerçekleştirir.
Büyüme ve Hareket
Yönlendirmesi: Uygun koşullarda çimlenmeyi başlatır; köklerin toprağa doğru büyümesini
desteklerken, gövdenin yukarı doğru uzamasını (gelişmesini) sağlar.
Yukarıda verilen
örneklerde hormonlar hücreler arası haberleşmede nasıl etkili olur?
Yukarıda verilen
örneklerde hormonlar, bitki hücreleri arasında birer kimyasal haberci (sinyal
molekülü) olarak görev yaparak haberleşmeyi sağlar.
Bitkilerin sinir sistemi
olmadığı için, dış çevreden gelen uyarıları algılamak ve buna uygun tepkiler
vermek amacıyla hücreler arası iletişimi tamamen bu kimyasal moleküllerle
yürütürler.
Bu süreç şu temel
aşamalarla gerçekleşir:
Sinyalin Algılanması ve
Üretim: Dış
çevre koşulları (sıcaklığın düşmesi, günlerin kısalması veya tohum için uygun
nem/sıcaklık) bitki tarafından algılanır. Bu dış uyarılar, bitkinin belirli
dokularında özel hormonların üretilmesini tetikler.
Taşıma ve Hedefe Ulaşma: Üretilen hormonlar,
bitkinin iletim demetleri (soymuk ve odun boruları) veya hücreden hücreye
difüzyon yoluyla asıl tepkinin verileceği hedef hücrelere taşınır.
Hücresel Haberleşme ve
Sinyal İletimi: Hedef hücrelerin zarlarında veya içinde, ilgili hormonu tanıyan özel
reseptörler (alıcılar) bulunur. Hormon bu reseptöre bağlandığında, hücreye
"ne yapması gerektiği" mesajını iletmiş olur.
Gen İfadesinin Değişmesi
ve Tepki: Kimyasal
mesajı alan hücrelerde belirli genler aktifleşir veya susturulur. Bunun
sonucunda hücrelerin protein ve enzim üretimi değişir.
Örnekler üzerinden bu
iletişimin sonuçları şu şekildedir:
Yaprak sararması ve
dökümünde: Yaşlanan veya kışa hazırlanan yaprak hücrelerine giden hormonlar,
klorofil (yeşil renk) sentezini durdurma ve yaprak sapında hücre duvarlarını
eriten enzimleri aktifleştirme emri verir.
Meyve olgunlaşmasında
(Çilek):
Üretilen olgunlaşma hormonu (örneğin etilen), tüm meyve hücrelerine aynı anda
sinyal göndererek nişastanın şekere dönüşmesini (tatlanma), pigmentlerin
değişmesini (kırmızı renk) ve hücre duvarlarının esnemesini (yumuşama) sağlar.
Hücreler koordineli bir şekilde yaşlanır.
Tohumun çimlenmesinde: Su ve sıcaklık uyarısını
alan embriyo hücreleri hormon üretir. Bu hormonlar komşu hücrelere büyümeyi
başlatma emri verirken, kök hücrelerine "aşağı doğru", gövde
hücrelerine ise "yukarı doğru" bölünme ve uzama sinyali göndererek
bitkinin yönünü tayin eder.
Kısacası hormonlar; bitkinin bir bölgesinde
meydana gelen değişim veya ihtiyacın, diğer tüm ilgili hücreler tarafından aynı
anda anlaşılmasını ve ortak bir tepki verilmesini sağlayan hücresel birer
"mektup" gibidir.
Konuya
Başlarken
Bitkiler yaşamları boyunca
çeşitli çevresel faktörlerin etkisi altındadır. Özellikle meyvelerin olgunlaşma
süreci; bitkilerin hormonfaaliyetleri, çevresel uyaranlara verdikleri tepkiler
ve metabolik değişiklikler ile yakından ilişkilidir.
Örneğin meyve, olgunlaşma
sürecinde yumuşamaya başlar ve meyvenin rengi, tadı, kokusu ve dokusu değişir
Olgunlaşmamış domatesler
Olgunlaşmış domatesler
Kuraklık, sel, aşırı sıcak
veya soğuk gibi çevresel stres faktörleri, toksik maddelere maruz kalma gibi
koşullar; bitkilerin büyümesini ve gelişmesini olumsuz etkileyebilir
Kuraklıktan etkilenmiş
mısır bitkisi
Selden etkilenmiş mısır
bitkisi
Çevrenizde, okul
bahçesinde ya da evinizde meyvelerin olgunlaşma süreçlerini ve olumsuz
koşullara maruz kalmış bitkileri dikkatle gözlemleyiniz.
Soru: Gözlemlerinizden ve
verilen görsellerden hareketle don, kuraklık, aşırı sıcaklık gibi çevresel
koşulların bitkilerin büyüme ve verimliliği üzerindeki etkilerini göz önünde
bulundurarak çiftçilerin bu olumsuzluklara karşı hangi yöntemleri
kullanabileceğini örneklerle açıklayınız.
Çevresel stres faktörleri
(don, kuraklık ve aşırı sıcaklık), bitkisel üretimi ve verimliliği doğrudan
tehdit eden en büyük unsurlardır. Çiftçiler, bu olumsuzlukların etkilerini
minimize etmek ve ürünlerini korumak için geleneksel ve modern birçok farklı yöntem
kullanmaktadır.
Bu çevresel koşullarla
mücadelede kullanılan başlıca yöntemler ve örnekleri:
1. Don Zararına Karşı
Kullanılan Yöntemler
Don olayları, bitki
hücrelerindeki suyun donarak hücre çeperini patlatmasına ve bitkinin ölümüne
yol açar. Çiftçiler bu durumu önlemek için şu yöntemleri kullanır:
Yağmurlama Sulama
Sitemleri: Don
tehlikesi başladığında bitkilerin üzerine hafifçe su püskürtülür. Su donarken
etrafına ısı enerjisi (gizli ısı) verir. Bu ısı, bitki sıcaklığının 0°C'nin
altına düşmesini engeller ve bitkiyi korur.
Örnek: Isparta ve
Antalya'daki elma ve narenciye bahçelerinde ilkbahar geç donlarına karşı bu
sistem sıkça kullanılır.
Rüzgâr Pervaneleri (Don
Kuleleri): Büyük pervaneler yardımıyla, havadaki sıcak katman (inversiyon tabakası)
ile yerdeki soğuk hava tabakası karıştırılır. Böylece toprak seviyesindeki
sıcaklık artırılır. Saman ve Lastik Yakma (Sisleme): Bahçenin belirli
yerlerinde saman yakılarak yapay bir duman ve sis tabakası oluşturulur. Bu
tabaka, toprağın ısısının uzaya kaçmasını engeller (sera etkisi yaratır).
2. Kuraklığa Karşı
Kullanılan Yöntemler
Kuraklık, bitkinin ihtiyaç
duyduğu suya ulaşamaması nedeniyle gelişiminin durmasına ve kurumasına neden
olur.
Damla Sulama ve Akıllı
Sulama Sistemleri:
Suyu doğrudan bitkinin kök
bölgesine, ihtiyaç duyduğu miktarda veren sistemlerdir.
Geleneksel vahşi sulamaya
göre %50'ye varan su tasarrufu sağlar.
Örnek: Konya Ovası gibi
kuraklığın yoğun hissedildiği bölgelerde mısır ve şeker pancarı üretiminde
damla sulama zorunlu hale gelmiştir.
Malçlama Uygulaması: Toprağın üzerinin organik
malzemelerle (saman, ağaç kabuğu) veya siyah plastik örtülerle kaplanması
işlemidir. Bu yöntem, topraktaki suyun buharlaşmasını önler ve nemi korur.
Kuraklığa Dayanıklı
Çeşitlerin Seçimi: Genetik olarak suya daha az ihtiyaç duyan veya derin kök yapısına sahip
tohumlar tercih edilir.Örnek: Kurak bölgelerde nem isteyen mısır yerine, suya
daha dayanıklı olan sorgum veya süpürge darısı ekilmesi.
3. Aşırı Sıcaklığa Karşı
Kullanılan Yöntemler
Aşırı sıcaklar bitkilerde
solmaya, polenlerin kısırlaşmasına ve meyve yanıklarına (güneş yanıklığı) neden
olur.
Gölgeme Ağları (Netting): Seraların veya meyve
bahçelerinin üzeri özel gölgeleme tülleriyle kapatılır. Bu tüller güneş
ışınlarının yoğunluğunu filtreleyerek bitki sıcaklığını düşürür.
Örnek: Akdeniz
bölgesindeki muz ve domates seralarında yaz aylarında yeşil veya siyah
gölgeleme ağları kullanılır.
Kaolin Kili Uygulaması: Bitkilerin yaprak ve
meyve yüzeylerine beyaz renkli kaolin kili püskürtülür. Bu doğal kil, bitki
üzerinde beyaz bir tabaka oluşturarak güneş ışınlarını yansıtır ve bitkinin
serin kalmasını sağlar.
Örnek: Ege ve Marmara'daki
zeytin ve bağ (üzüm) alanlarında güneş yanıklığına ve su kaybına karşı kaolin
kili yaygın olarak kullanılır.
Meyvelerin olgunlaşma
hızındaki değişikliklerin tarımsal ürünlerin pazarlanması ve depolanması
üzerindeki etkilerini tarımla ve tarımsal üretim süreçleriyle ilişkilendirerek
açıklayınız.
Meyvelerin olgunlaşma
hızındaki değişiklikler, hasat sonrasındaki dayanıklılık sürelerini doğrudan
etkilediği için tarımsal ürünlerin pazarlanması, depolanması ve lojistik
süreçleri üzerinde kritik bir role sahiptir.
Tarımsal üretimde bu
süreç, meyvelerin solunum hızları ve etilen gazı salınımları ile sıkı sıkıya
bağlıdır.
Meyvelerin olgunlaşma
hızının tarımsal süreçler, depolama ve pazarlama üzerindeki temel etkileri şu
şekildedir:
1. Depolama Süreçleri ve
Raf Ömrü Yönetimi
Meyveler biyolojik
özelliklerine göre iki ana gruba ayrılır ve depolama stratejileri buna göre
belirlenir:
Klimakterik Meyveler
(Hızlı Olgunlaşanlar):
Muz, elma, domates ve
şeftali gibi meyveler hasat edildikten sonra da olgunlaşmaya devam eder. Bu
meyvelerin olgunlaşma hızı yüksek olduğundan, depolama sürecinde soğuk hava
depoları ve kontrollü atmosfer (CA) teknolojileri kullanılır.
Depolardaki oksijen
seviyesi düşürülüp karbondioksit artırılarak meyvenin solunumu ve etilen
üretimi yavaşatılır.
Klimakterik Olmayan
Meyveler (Yavaş/Sabit Olgunlaşanlar):
Narenciye, üzüm ve çilek
gibi meyveler dalından koparıldıktan sonra olgunlaşmaya devam etmez.
Bu ürünlerde ani
olgunlaşma riski olmasa da çürüme ve su kaybını önlemek için hassas bir
sıcaklık ve nem yönetimi gerekir.
2. Pazarlama Stratejileri
ve Lojistik Planlama Olgunlaşma hızı, ürünün hangi pazara, ne zaman ve hangi
ulaşım aracıyla gönderileceğini belirler:
Uzak Pazarlar ve İhracat:
Olgunlaşma hızı yüksek
olan ürünler uzak pazarlara ya da ihracata gönderilecekse "yeşil
olgunluk" aşamasında, yani henüz tam olgunlaşmadan hasat edilir.
Nakliye sırasında
kontrollü salınımlı etilen emiciler veya soğutmalı konteynerler (frigorifik
taşımacılık) kullanılarak olgunlaşma baskılanır.
Yerel Pazarlar:
Olgunlaşma hızı
yönetilemeyen veya dalında olgunlaşması gereken hassas meyveler (örneğin çilek
veya incir), hızla yerel pazarlara sevk edilmeli ve kısa sürede tüketilmelidir.
Yapay Olgunlaştırma
(Sarartma):
Erken hasat edilen bazı
meyveler (özellikle muz ve narenciye), pazara sunulmadan hemen önce özel
depolarda kontrollü olarak etilen gazına maruz bırakılır.
Böylece ürünlerin pazara
aynı anda, homojen bir renkte ve tüketime hazır şekilde girmesi sağlanarak
pazar değeri artırılır.
3. Tarımsal Üretim ve
Arz-Talep Dengesi
Olgunlaşma hızındaki
plansız değişimler (örneğin mevsim normallerinin üzerindeki sıcaklıklar
nedeniyle ürünlerin aynı anda olgunlaşması), tarım ekonomisini doğrudan
etkiler:
Piyasa Fiyatlarının
Dalgalanması: Tüm ürünlerin aynı anda olgunlaşması pazarda ani bir arz patlamasına
(bolluğa) neden olur.
Bu durum ürün fiyatlarının
düşmesine ve üreticinin zarar etmesine yol açar.
Tarımsal üretim
süreçlerinde erken veya geççi çeşitlerin (erken/geç olgunlaşan fideler)
senkronize dikilmesi, bu riski azaltmak için kullanılan bir planlama
stratejisidir.
Gıda İsrafı ve Ekonomik
Kayıp: Olgunlaşma
hızı kontrol edilemediğinde, lojistik veya depolama aşamasında aşırı olgunlaşan
meyveler yumuşar, darbelere karşı hassaslaşır ve patojenlere (küf, mantar) açık
hale gelir. Bu durum ciddi miktarda hasat sonrası kayba yol açar.
Bitkisel
Hormonlar
·
Bitkiler; sıcaklık, ışık,
nem, basınç, yer çekimi, gün uzunluğu, mevsimsel döngüler gibi birçok uyarana
karşı tepki gösterir.
·
Bitkiler, bu tepkileri
verebilmek ve düzenli olarak büyüyüp gelişebilmek için hücreleri arasındaki
iletişime ihtiyaç duyar.
·
Bu iletişimde bitki
hormonları temel rol oynar.
·
Bitkisel hormonlar
Kök ve gövde uçlarında,
tomurcuklarda,
tohumlarda,
meyvelerde
genç yapraklardaki
hücrelerde üretilir;
·
İletim demetleriyle veya
difüzyonla taşınır.
·
Hormonların bir kısmı
üretildiği dokuda etkili olurken bir kısmı ise etkisini taşındığı doku ve
organda gösterir.
·
Bitkisel hormonlar,
genellikle hücre bölünmesini, uzamasını ve farklılaşmasını etkileyerek bitkinin
uyaranlara karşı tepki oluşturmasını kontrol eder.
·
Bu tepkiler bitkilerin
büyüme ve gelişmesinde etkili olur.
·
Bitkisel hormonlardır
Oksin, sitokinin,
giberellin, absisik asit ve etilen
OKSİN
·
Oksinler, bitkilerin
büyüme ve gelişmesinde çeşitli etkileri olan hormon grubudur.
·
Bitkinin sürgün uçlarında,
genç yapraklarda, gelişmekte olan meyve ve tohumlarda üretilir.
·
Bitkinin bu bölgelerinde hücre
bölünmesini ve hücrelerin boyca uzamasını, böylelikle büyümenin gerçekleşmesini
sağlar. Bunun için büyüme hormonu olarak
adlandırılır.
·
Oksin; büyüme, gelişme,
yapraklanma, çiçek açma, uyarılara karşı yanıt oluşturma, meyve oluşumu gibi
süreçlerde görevlidir.
Örneğin çilek üzerinde bulunan
aken adı verilen nokta şeklindeki yapılar, oksin üreterek meyvenin normal
büyümesini sağlar.
Akenleri alınmış çilek
normal gelişimini tamamlayamaz.
Akensiz çileğe oksin
püskürtülürse büyüme ve gelişme normale döner.
·
Oksin, gövdede yan
tomurcukların gelişimini engeller; böylece bitki boyuna uzayarak ışıktan en
yüksek düzeyde yararlanır.
·
Oksin bitkinin ışığa
yönelmesinde etkilidir.
Bunu bitkinin ışık almayan
tarafında hücre uzamasını ve büyümesini aktifleştirerek yapar.
Oksin yan kök oluşumunu
teşvik eder ve yer çekimi etkisiyle kökün toprağın içine doğru yönelimini düzenler.
Oksin eksikliğinde
yapraklar ve meyveler dökülür, fazlalığında ise büyüme yavaşlar.
·
Yaprak ve gövde
çeliklerinin köklendirilmesinde ve doku kültürüyle bitki üretiminde oksin
hormonundan yararlanılır.
· Tarım uygulamalarında ticari olarak kullanılan sentetik oksin, çekirdeksiz meyve üretiminde ve yabani otların yok edilmesinde kullanılır.
SİTOKİNİN
·
Bitkide büyümeyi pek çok
yönden etkileyen bir hormon grubudur.
·
Sitokinin hücre
bölünmesini teşvik ederek bitki büyümesini hızlandırır.
·
Bütün bitki dokularında
hücre bölünmesini veya sitokinezi (sitoplazma bölünmesi) teşvik ettiği için
sitokinin adını alır.
·
Sitokinin; kök, tohumdaki
embriyo, büyümekte olan yaprak ve meyve gibi aktif olarak büyüyen dokularda
üretilir.
·
Sitokininin, sürgünlerdeki
yan tomurcuklarda hücre bölünmesini uyararak bitkinin daha fazla dal
oluşturmasında etkisi büyüktür.
·
Üst tomurcuk kesilince
sitokinin hormonu etkisiyle yan tomurcuklar büyür.
·
Bunun yanında hücre
büyümesinde, tohumların çimlenmesinde, bazı bitki dokularının gelişiminde ve
zarar gören dokuların onarılmasında etkilidir.
·
Sitokinin, klorofil
sentezi ve kloroplast oluşumunu uyarır.
·
Ayrıca yaprakların ve
çiçeklerin yaşlanmasını geciktirerek daha uzun süre canlı ve taze kalmalarını sağlar.
Çiçekçiler kesilmiş
çiçeklerin raf ömrünü uzatmak için sitokinin kullanır.
·
Tarımda sitokinin, meyve
tutulumunu artırmak, meyvelerin irileşmesini sağlamak ve daha kaliteli ürünler
elde etmek için kullanılır.
GİBERELLİN
·
Giberellinler, bitki boyu
uzamasında etkili büyük bir hormon grubudur.
·
Giberellin hormonunun etkileri;
Tohum çimlenmesinin
başlatılması,
Meyvelerin gelişmesi,
Hücre bölünmesinin uyarılması
ve
Bitkilerin gövde boyunun
uzamasıdır.
·
Bitkilerin tohumlarında,
tomurcuklarında, genç yapraklarında ve köklerinde üretilir.
·
Giberellin eksikliğinde
bitkiler cüce kalır.
·
Giberellin eksikliğinde gelişen
muz ağacı, giberellin varlığında gelişen muz ağacı
·
Giberellin, tohumun uyku
durumunu (dormansi) ortadan kaldırıp çimlenmesini sağlar,
·
Tomurcuklanma ve
çiçeklenmeyi teşvik eder.
·
Tarımsal üretim için
önemli bir hormondur.
·
Bazı meyvelerin büyüklüğünün
artırılmasında ve çekirdeksiz meyve oluşumunda etkilidir.
Örneğin çekirdeksiz üzüm salkımı tanelerinin seyreltilmesinde ve tane büyüklüğünün artırılmasında kullanılır.
ABSİSİK ASİT
(ABA)
·
Bitkilerin stres altında
bolca sentezlediği bir hormondur.
·
Yaprak, kök, gövde ve
yeşil meyveler dâhil olmak üzere plastit içeren hücrelerin çoğunda üretilir.
·
Absisik asitin etkisiyle
bitkilerde kuraklığa karşı tepki oluşur.
·
Su stresinde absisik asitin
miktarı büyük oranda artar.
·
Genellikle büyümeyi
engelleyen hormondur.
· Uygun olmayan koşullarda tomurcukların uyanmasının önüne geçer ve tohumun uykuda kalmasını sağlayıp çimlenmeye engel olur.
ETİLEN
·
Etilen, gaz hâlinde
bulunan ve tüm bitki organlarında sentezlenen bir hormondur.
·
En yoğun üretimi yaşlı
dokularda ve olgunlaşmakta olan meyvelerde gerçekleşir.
·
Meyvelerde olgunlaşmayı ve
tatlanmayı sağlayan başlıca etkendir.
·
Olgunlaşma sürecinde hücre
çeperinin enzimler aracılığıyla parçalanması meyvenin yumuşamasını, nişastanın
hidrolizi ise tatlanmasını sağlar.
·
Etilen, gaz formunda
olduğundan bulunduğu ortama difüzyonla yayılır ve yakınındaki diğer meyvelerin de
olgunlaşmasını hızlandırır.
·
Olgunlaşma tamamlandıktan
sonra etilen üretimi devam ederse hücrelerin yaşlanarak ölümü sonucu
mikroorganizmaların etkisiyle meyve çürümeye başlar.
·
Henüz olgunlaşmamış yeşil
meyveler, depolarda etilen gazı verilerek olgunlaştırılabilir.
·
Buna karşılık etilen üretimini
engelleyen maddeler kullanılarak meyvelerin olgunlaşması ve çürümesi
geciktirilebilir.
·
Kuraklık, yaralanma,
enfeksiyon, donma, su baskını gibi stres koşulları etilen salgısını artırır. Bu
durumlarda bitkide büyüme ve metabolizma hızı yavaşlar.
·
Etilen yaprak dökülmesini de
tetikler.
Tarımda
Kullanılan Hormonların Etkileri
·
Bitki gelişim
düzenleyicileri (BGD) olarak adlandırılan hormonlar bitkilerde hem doğal olarak
üretilir hem de sentetik yolla elde edilir.
·
Hormonlar; tarımda
bitkilerin büyümesini teşvik etmek, verimi ve kaliteyi artırmak, yetersiz
koşullarda ürün elde etmek, meyvelerin nakliye ve depolama sırasında
olgunlaşmasını sağlamak ya da bozulmalarını engellemek, bitkilerin hastalıklara
ve zararlılara karşı dayanıklılığını artırmak amacıyla pek çok alanda
kullanılır.
·
Bitki gelişim
düzenleyicilerinin aşırı dozda kullanımı gibi yanlış uygulamaların ise insan
sağlığını ve ekosistemi olumsuz etkiler.
Kontrol Noktası
SORU:
Bir manav, yeni gelen yeşil
muzları satışa çıkarmadan önce olgunlaştırmak istiyor. Kese kâğıdında
bekletilen muzların açıkta bırakılan muzlara göre daha çabuk olgunlaştıklarını
fark eden manav, bu yöntemle yeşil muzları daha erken satışa sunmaya başlıyor.
Manavın yaptığı gözleme göre
yeşil muzların kese kâğıdında daha hızlı olgunlaşmasının nedenini açıklayınız.
CEVAP:
Muzların kese kâğıdı içinde
daha hızlı olgunlaşmasının nedeni, bitkiler tarafından üretilen doğal bir
olgunlaşma hormonu olan etilen gazıdır.
Bu durumun biyolojik
açıklaması şu şekildedir:
Gazın Hapsedilmesi: Muzlar olgunlaşırken havaya
etilen gazı salgılar. Muzlar kese kâğıdına konulduğunda, salgılanan bu gaz uçup
gitmek yerine kâğıdın içinde hapsolur ve birikir.
Olgunlaşmanın Hızlanması: Kese kâğıdı içinde artan
etilen gazı konsantrasyonu, muzların olgunlaşma sürecini tetikleyen kimyasal
reaksiyonları hızlandırır.
Hava Geçirgenliği: Kese kâğıdı (plastik
poşetlerin aksine) gözenekli yapısı sayesinde nemin aşırı birikmesini önleyerek
meyvelerin çürümeden, sağlıklı bir şekilde olgunlaşmasını sağlar.
SORU:
Giberellin ve absisik asit
hormonlarının birbirine göre ne tür zıt etkileri görülür? Açıklayınız.
Giberellin (GA) ve absisik
asit (ABA), bitkilerde büyüme, gelişme ve stres tepkilerini yöneten birbirine
tamamen zıt (antagonist) etkilere sahip iki temel bitkisel hormondur.
Giberellin genel olarak
bitkiyi büyütmeye ve harekete geçirmeye çalışırken, absisik asit bitkiyi
korumaya ve dinlenmeye (uyku moduna) alır.
Bu iki hormonun birbirine zıt
çalıştığı temel alanlar şunlardır:
1. Tohum Çimlenmesi ve
Dormansi (Durgunluk)
Giberellin: Tohumun çimlenmesini başlatır.
Tohumdaki uyku halini
(dormansi) kırarak hücre bölünmesini ve besin depo organlarının aktifleşmesini
sağlar.
Absisik Asit: Tohumun uyku halinde
(dormansi) kalmasını sağlar. Tohumun erken veya uygun olmayan şartlarda
çimlenmesini engelleyerek onu korur.
2. Stoma Hareketi (Gaz
Alışverişi ve Terleme)
Giberellin: Bitkide normal büyüme
koşullarında stomaların (gözeneklerin) açık kalmasını destekler, böylece
fotosentez için karbondioksit alımı devam eder.
Absisik Asit: Kuraklık ve susuzluk gibi
stres durumlarında stomaların hızla kapanmasını sağlar. Bu sayede bitkinin
terleme yoluyla su kaybetmesini önleyerek hayatta kalmasına yardımcı olur.
3. Bitki Büyümesi ve
Gelişimi
Giberellin: Hücre bölünmesini ve hücre
uzamasını uyararak gövde uzamasını, yaprak büyümesini ve çiçeklenmeyi teşvik
eder.
Absisik Asit: Büyümeyi yavaşlatır veya
durdurur. Hücre bölünmesini baskılayarak bitkinin enerjisini korumaya
odaklanmasını sağlar.
4. Yaşlanma ve Yaprak Dökümü
Giberellin: Bitki dokularının genç
kalmasını sağlar, yaşlanmayı ve yaprak/meyve dökümünü geciktirir.
Absisik Asit: Bitkide
yaşlanmayı (senesans) hızlandırır ve sonbaharda yaprakların ve meyvelerin
dökülmesine (apsisyon) zemin hazırlar.
Bitkilerin hareketine sebep
olan faktörler nelerdir? Yazınız.
· Bitkilerin hareket etmesine
sebep olan temel faktörler; ışık, yer çekimi, su, dokunma (temas), kimyasal
maddeler ve sıcaklık gibi çevresel uyaranlardır.
Bitkiler hayvanlar gibi aktif olarak yer
değiştiremezler; ancak hayatta kalabilmek, beslenebilmek ve üreyebilmek için bu
çevresel uyarılara karşı yönelme veya irkilme hareketleri gösterirler.
Bitki hareketleri genel olarak iki ana gruba
ayrılır:
1. Tropizma (Yönelim)
Hareketleri Uyarının yönüne bağlı olarak
gerçekleşen büyüme ve kıvrılma hareketleridir.
Bitki uyarana doğru yönelirse pozitif (+),
uyarandan uzaklaşırsa negatif (-) tropizma adını alır.
Fototropizma (Işığa Yönelim):
Bitkinin ışık uyarısına karşı verdiği tepkidir.
Örneğin; bitki gövdesinin ışığa doğru uzaması
(pozitif), köklerin ise ışıktan kaçması (negatif).
Geotropizma / Gravitropizma (Yer Çekimine Yönelim):
Bitkinin yer çekimine karşı gösterdiği harekettir.
Kökler yer çekimine doğru yani aşağıya büyürken
(pozitif), gövde yer çekiminin tersine yani yukarıya doğru büyür (negatif).
Hidrotropizma (Suya Yönelim):
Bitki köklerinin suyun bulunduğu yöne doğru
uzamasıdır.
Haptotropizma / Tigmotropizma (Dokunmaya Yönelim):
Bitkinin bir desteğe temasıyla gerçekleşir.
Örneğin; sarmaşıkların bir direğe veya duvara
sarılarak büyümesi.
Kemotropizma (Kimyasallara Yönelim):
Bitki köklerinin gübre veya mineral gibi faydalı
kimyasallara yaklaşması, aşırı tuz gibi zararlı maddelerden ise uzaklaşmasıdır.
2. Nasti (Ürperti / İrkilme) Hareketleri
Uyarının yönüne bağlı olmayan, genellikle turgor
basıncı (hücre içindeki su basıncı) değişimleriyle hızlıca gerçekleşen
hareketlerdir.
Fotonasti (Işık Etkisi):
Işık miktarına bağlı hareketlerdir.
Örneğin; akşam sefası bitkisinin çiçeklerinin gece
açıp gündüz kapanması.
Termonasti (Sıcaklık Etkisi):
Sıcaklık değişimlerine bağlıdır.
Örneğin; lale çiçeklerinin taç yapraklarının
sıcakta açılıp, soğukta kapanması.
Sismonasti / Tigmonasti (Sarsıntı ve Dokunma
Etkisi):
Fiziksel bir temas veya sarsıntı sonucu oluşur.
Konuya
Başlarken
·
Bitkiler yaşamsal
ihtiyaçlarını karşılamak için uyaranlara karşı çeşitli tepkiler verir.
Örneğin bitkilerin büyük
çoğunluğu besin üretmek için güneş ışığına ihtiyaç duyar ve daha çok ışık alabilmek
için bitkinin sürgünleri güneşe doğru yönelir.
Evinizde pencere kenarında
bulunan saksı bitkilerinizin ya da bahçenizdeki bitkilerin güneşe yöneldiğini
gözlemleyiniz.
·
Bitkilerin uyaranlara
karşı verdiği tepkilere pek çok örnek verebiliriz.
Örneğin akşamsefası
[Mirabilis jalapa (mirabilis yalapa)] bitkisinin çiçekleri gündüzleri kapalı
olmasına rağmen hava kararmaya başladığında ışık şiddetinin azalmasıyla açılır.
·
Akşamsefası bitkisi Kuzey,
Orta ve Güney Amerika’nın tropik bölgelerinde doğal olarak yetişir ve pek çok
yerde bahçe bitkisi olarak yetiştirilir.
Çevrenizde gözlemlediğiniz
bitki hareketlerine farklı örnekler yazınız.
Çevremizde sıklıkla
görebileceğimiz, bitkilerin uyarıcılara karşı gösterdiği hareketler nasti
(irkilme) ve tropizma (yönelim) hareketleri olarak ikiye ayrılır.
İşte günlük hayatta
etrafımızda gözlemleyebileceğimiz farklı bitki hareketi örnekleri:
1. Işığa ve Güneşe Bağlı
Hareketler
Günebakan (Ayçiçeği) Hareketi
(Fototropizma):
Ayçiçeklerinin genç
tomurcukları, gün boyunca Güneş'in gökyüzündeki konumunu takip ederek doğudan
batıya doğru döner.
Akşamsefası ve Lale
Çiçeklerinin Açıp Kapanması (Fotonasti):
Akşamsefası bitkisi
çiçeklerini gece açıp gündüz kapatırken, lale gibi bazı bitkiler tam tersine
gündüz ışıkta açıp gece kapatır.
Pencere Önündeki Çiçeklerin
Eğilmesi (Fototropizma):
Evdeki oda bitkilerinin
(örneğin japon gülü veya sardunya) yaprak ve gövdelerini ışığın geldiği
pencereye doğru uzatması en yaygın gözlemlenen harekettir.
2. Dokunma ve Sarsıntıya Bağlı
Hareketler Küstüm Otu Yapraklarının Kapanması (Sismonasti):
Küstüm otuna dokunulduğunda,
bitki yapraklarındaki su basıncını (turgor basıncı) hızla değiştirerek
yapraklarını saniyeler içinde aşağıya doğru kapatır.
Sarmaşıkların Sarılması
(Tigmotropizma):
Bahçe duvarlarında veya
tellerinde gördüğümüz sarmaşıklar, dik duran bir desteğe (direk, ağaç veya
duvar) dokunduğu anda ona sarılarak yukarı doğru büyür.
Böcekçil Bitkilerin Kapanması
(Sismonasti):
Sinek kapan gibi bitkiler,
yapraklarındaki küçük tüylere bir böcek dokunduğu anda yapraklarını hızla
kapatarak avını hapseder.
3.Yer Çekimi ve Suya Bağlı
Hareketler Köklerin Aşağı, Gövdenin Yukarı Büyümesi (Geotropizma): Bir saksı yan yatırılsa bile,
bitkinin kökleri yer çekimine uyarak aşağıya doğru, gövdesi ise yer çekiminin
tersine yukarıya doğru büyümeye devam eder.
Söğüt Ağaçlarının Suya
Yönelmesi (Hidrotropizma):
Özellikle akarsu veya kuyu
kenarlarındaki ağaçların kökleri, toprağın daha nemli ve su bakımından zengin
olan bölgelerine doğru uzanır.
4. Sıcaklığa Bağlı Hareketler Çiçeklerin
Sıcaklıkta Açması (Termonasti):
Bitkilerde
Tropizma ve Nasti Hareketleri
·
Bitkiler, aktif yer değiştirme
hareketi yapamaz.
·
Dış uyaranlara tepki
verebilmek için çeşitli hareketler gerçekleştirilir.
·
Bitkiler bu sayede, bulunduğu
ortam koşullarından en verimli şekilde yararlanır.
·
Bitkilerde görülen bu
hareketler, uyaranın yönüne bağlı ise tropizma (yönelim); uyaranın yönüne bağlı
değil ise nasti (ırganım) adını alır.
a) Tropizma
(Yönelim) Hareketleri
·
Uyaranın yönüne bağlı
gerçekleşen hareketlerdir.
·
Bu hareketler çevresel
uyaranların etkisiyle salgılanan hormonlar tarafından kontrol edilir.
·
Işık, yer çekimi, su,
kimyasal maddeler, dokunma vb. unsurlar tropizma hareketlerine neden olan
çevresel uyaranlardır.
·
Tropizma hareketleri,
Uyaranın yönüne doğru ise
pozitif (+) tropizma;
Uyaranın tersi yönde ise
negatif (-) tropizma olarak adlandırılır.
Fototropizma, bitkilerde ışığın etkisi ile görülen yönelim
hareketidir.
·
Bir bitkinin gövde ve
yapraklarının zamanla ışığa doğru yönelmesi pozitif fototropizmadır.
·
Bitki köklerinin ışıktan
kaçması negatif fototropizmadır.
Geotropizma, bitkilerde yer çekimi etkisiyle görülen yönelme
hareketidir.
·
Bitki köklerinin yer
çekiminin etkisiyle toprağın derinliklerine doğru yönelmesi pozitif
geotropizmadır
· Bitki gövdesinin ve sürgünlerin yer çekiminin tersi yönde, yukarı doğru büyümesi negatif geotropizmadır.
Hidrotropizma, bitkilerde suyun etkisiyle görülen yönelim hareketidir.
Kökün suya yönelerek ilerlemesi
hidrotropizma örneğidir.
Köklerin suya yönelimi yer çekimine yöneliminden
daha güçlüdür.
Kemotropizma, bitkilerde kimyasal maddelerin etkisiyle görülen yönelim
hareketidir.
Bitki köklerinin gübre gibi yararlı bileşiklere
doğru yönelmesine pozitif kemotropizma
Kireç, aşırı tuz ve zararlı kimyasal bileşiklerden uzaklaşmasına ise negatif kemotropizma denir.
Haptotropizma, bitkilerde dokunma etkisiyle görülen yönelme hareketidir.
Asma, sarmaşık gibi sarılıcı ve
tırmanıcı bitkiler özel ipliksi uzantılarıyla bulundukları bir yere sarılır
Bu sarılma olayı haptotropizmaya
örnektir.
Nasti (Irganım,
İrkilme) Hareketleri
Nasti hareketleri, uyaranın yönüne
bağlı olmaksızın meydana gelen hareketlerdir.
Bu hareketler hücrelerde ani turgor
değişimi ve hızlı hücre büyüme asimetrisi sonucunda meydana gelir.
Nasti hareketinde uyaran hangi taraftan
gelirse gelsin bitkinin tepkisinin yönünü etkilemez.
Bu yüzden hareketler tropizmada olduğu
gibi pozitif ve negatif yönde gerçekleşmez.
Nasti hareketleri ışık, sarsıntı,
dokunma ve sıcaklığa bağlı olarak gerçekleşir.
Fotonasti, ışığın uyarısıyla oluşan nasti hareketidir.
Akşamsefası bitkisinin çiçeklerinin az
ışıkta açılması, çok ışıkta kapanması fotonasti hareketine örnektir
Sismonasti, sarsıntı veya dokunma gibi uyarılar sonucunda gerçekleşen
nasti hareketidir.
Küstüm otu bitkisinin yapraklarının
kapanması ile Venüs sinekkapan bitkisinin yapraklarının bir böceğin dokunması sonucu
kapanması buna örnektir.
Termonasti, sıcaklığın etkisi ile oluşan nasti hareketidir.
Lale bitkisi sıcaklık değişimlerinden
etkilenerek termonasti hareketi yapar.
Bitkinin çiçeklerindeki taç yapraklar
5-10 oC’ta kapalıyken 15-20 oC’ta açılır.
Sıcaklık tekrar düştüğünde ise açılan
yapraklar yine kapanır.
KONTROL NOKTASI:
Aşağıdaki yapılandırılmış
gridde tropizma ve nasti hareketleri ile ilgili kavramlar bulunmaktadır.
Kutucuklarda bulunan harfleri kullanarak soruları cevaplayınız. (Aynı kavramı
birden fazla sorunun cevabı için kullanabilirsiniz.)
a. Işık b. Hidrotropizma c. Sıcaklık
d. Sismonasti e. Geotropizma d. Dokunma
e. Sarsıntı f. Su g.
Termonasti h. Yer çekimi
ı. Fototropizma i. Kemotropizma j. Fotonasti
k. Kimyasallar l. Haptotropizma
1. Bitki köklerinin su ve kimyasal uyaranlara doğru yaptığı hareketler hangileridir?
Cevap: hidrotropizma ve kemotropizma2. Bitkilerde tropizma
hareketlerine neden olan uyaranlar hangileridir?
3. Bitkilerde uyaranın yönüne
bağlı hareketler hangileridir?
Cevap:
Bitkilerde uyaranın yönüne
bağlı olarak gerçekleşen hareketlere tropizma (yönelim) hareketleri denir.
Tropizma Çeşitleri
Fototropizma: Işık
Geotropizma (Gravitropizma): Yerçekimi
Hidrotropizma: Su
Kemotropizma: Kimyasal maddeler
Tigmotropizma (Haptotropizma):
Dokunma
Travmatropizma: Yaralanma
Bu hareketler uyaranın yönüne
doğru olursa pozitif tropizma, uyarının tersi yöne doğru olursa negatif
tropizma adını alır.
4. Bitkilerde ışık uyaranının
etkisiyle ortaya çıkan hareketler hangileridir?
Cevap:
Bitkilerde ışık uyaranının
etkisiyle ortaya çıkan hareketler iki ana başlık altında incelenir:
Fototropizma (yönelim
hareketi) ve Fotonasti (ırganım hareketi).
Bu hareketlerin özellikleri ve
bitkide gerçekleşme şekilleri şunlardır:
1. Fototropizma (Işığa Yönelim
Hareketi) Bitkinin
ışık uyaranının yönüne bağlı olarak gerçekleştirdiği büyüme ve yönelim
hareketidir. Bitki organlarının asimetrik büyümesi (oksin hormonunun ışık
almayan tarafta daha fazla birikmesi) sonucu gerçekleşir.
Pozitif Fototropizma: Bitki gövdesinin ışığın
geldiği yöne doğru bükülmesidir. Bu sayede yapraklar güneş ışığından maksimum
düzeyde yararlanır.
Negatif Fototropizma: Bitki köklerinin ışığın tersi
yönüne (toprağın derinliklerine) doğru büyümesidir.
2. Fotonasti (Işık Irganım
Hareketi) Işık
uyaranının yönüne bağlı olmayan, genellikle turgor basıncı değişimleriyle
gerçekleşen ani irganım hareketidir.
Uyaranın yönü önemli değildir,
sadece ışığın varlığı ya da yokluğu (şiddeti) hareketi tetikler.
Akşam Sefası Bitkisi:
Çiçeklerinin karanlıkta açıp, gündüz ışıkta kapanması.
5. Bitkilerde uyaranın yönüne
bağlı olmayan hareketler hangileridir?
Cevap:
Bitkilerde uyaranın yönüne
bağlı olmayan hareketler nasti (ırganım) hareketleridir.
Nasti hareketleri turgor
basıncındaki (hücrelerin su alıp vermesiyle oluşan basınç) değişmelerle
gerçekleşir ve uyarının geldiği yöne doğru veya zıt yönde bir yönelim içermez.
Nasti Çeşitleri ve Örnekleri
Fotonasti: Işık etkisiyle
gerçekleşir (Örn: Akşam sefası
bitkisinin çiçeklerinin ışıkta açılması, karanlıkta kapanması).
Termonasti: Sıcaklık
değişimiyle gerçekleşir (Örn: Lale ve çiğdem çiçeklerinin sıcaklık değişimine
göre kapanıp açılması).
6. Bitkilerde nasti hareketlerine neden olan uyaranlar
hangileridir?
Cevap:
Bitkilerde uyaranın yönüne
bağlı olmayan hareketler nasti (ırganım) hareketleridir
Nasti hareketleri turgor
basıncındaki (hücrelerin su alıp vermesiyle oluşan basınç) değişmelerle
gerçekleşir ve uyarının geldiği yöne doğru veya zıt yönde bir yönelim içermez.
Nasti Çeşitleri ve
ÖrnekleriFotonasti: Işık etkisiyle gerçekleşir (Örn: Akşam sefası bitkisinin çiçeklerinin
ışıkta açılması, karanlıkta kapanması).
Termonasti: Sıcaklık değişimiyle
gerçekleşir (Örn: Lale ve çiğdem çiçeklerinin sıcaklık değişimine göre kapanıp
açılması).
Sismonasti: Dokunma, sarsıntı veya rüzgâr
gibi etkenlerle meydana gelir (Örn: Küstüm otunun yapraklarını kapatması,
böcekçil bitkilerin yapraklarını hızla kapatması).
BİTKİLERDE YÖNELME HAREKETLERİ
Bitkiler hangi uyaranlara, ne
şekilde yönelim davranışı gösterir? Açıklayınız.
Bitkiler, yer
değiştiremedikleri için çevresel değişimlere büyüme yönlerini değiştirerek
tepki verirler.
Bitkinin bir uyarana doğru ya
da uyarandan uzağa doğru gösterdiği bu yönelim hareketlerine tropizma (yönelim)
denir.
Yönelim, uyaranın yönüne
bağlıdır; uyarana doğru ise pozitif, uyarandan uzağa doğru ise negatif olarak
adlandırılır.
Bitkilerin tepki gösterdiği
temel uyaranlar ve yönelim şekilleri şunlardır:
Işık (Fototropizma) Bitkilerin ışık uyaranına
karşı gösterdiği yönelim hareketidir.
Büyüme hormonu olan oksin,
ışık görmeyen tarafta daha fazla birikir ve o bölgenin daha hızlı büyümesini
sağlayarak bitkiyi ışığa doğru büker.
Pozitif fototropizma: Bitki
gövdesinin ışığa doğru yönelmesidir (Örn: Ayçiçeğinin güneşe dönmesi).
Negatif fototropizma: Bitki
köklerinin genellikle ışığın aksi yönüne (karanlığa) doğru büyümesidir.
Yer Çekimi (Geotropizma /
Gravitropizma) Bitkilerin yer çekimi kuvvetine karşı gösterdiği yönelim hareketidir.
Pozitif geotropizma:
Köklerin yer çekimi yönünde, yani toprağın derinliklerine doğru büyümesidir. Bu
sayede bitki toprağa tutunur ve suya ulaşır.
Negatif geotropizma: Gövdenin
yer çekiminin zıt yönünde, yani yukarıya doğru büyümesidir.
Su (Hidrotropizma) Bitki köklerinin suya karşı
gösterdiği yönelim hareketidir.
Kökler için su hayati önem
taşıdığından, hidrotropizma yer çekimi etkisinden bile daha güçlü olabilir.
Pozitif hidrotropizma:
Köklerin suyun bulunduğu yöne doğru uzamasıdır.
Dokunma (Tigmotropizma) Bitkilerin katı bir nesneye
temas ettiğinde gösterdiği yönelim hareketidir.
Özellikle sarılıcı bitkilerde
belirgindir.
Pozitif tigmotropizma:
Sarmaşık veya bezelye gibi bitkilerin sülüklerinin (tutunma organlarının) bir
direğe veya başka bir bitkiye dokunduğunda onun etrafına sarılarak yukarı doğru
tırmanmasıdır.
Kimyasal Maddeler
(Kemotropizma) Bitki organlarının toprakta bulunan çeşitli kimyasal maddelere karşı
gösterdiği yönelim hareketidir.
Pozitif kemotropizma: Köklerin
bitki için faydalı olan gübre ve minerallere doğru büyümesidir.
Negatif kemotropizma: Köklerin
bitkiye zarar verebilecek aşırı tuz, asit veya zehirli maddelerden uzaklaşacak
şekilde ters yöne büyümesidir.
Yaralanma (Travmatropizma) Bitki organlarının yaralanma
durumunda gösterdiği yönelim hareketidir.
Negatif travmatropizma: Bitki
köklerinin toprakta zarar görmüş veya yaralanmış bir bölgeden uzaklaşarak
büyümesidir.
Konuya Başlarken
Aşağıdaki
metni okuyarak verilen soruyu cevaplayınız. Cevabınızı sınıfta sözlü olarak
paylaşınız.
Bitkilerin ışığa yönelme
hareketi, tarımsal üretimde verimliliği ve ürün kalitesini doğrudan belirleyen
en temel biyolojik mekanizmalardan biridir. Bitkiler ışığa doğru büyüdükçe
fotosentez kapasiteleri artar, bu da gelişim hızını ve hasat miktarını doğrudan
yükseltir. Günümüz modern tarım uygulamaları, seralardan açık tarlalara kadar
tamamen bitkinin bu doğal eğilimini en yüksek faydaya dönüştürmek üzere
planlanır. Seralarda bitkilerin yetersiz ışık yüzünden tek bir yöne eğilmesini
önlemek ve dengeli büyümelerini sağlamak amacıyla dikimler belirli mesafelerle
yapılır. Işığın yetersiz kaldığı durumlarda ise devreye giren yapay aydınlatma
sistemleri sayesinde her bitkinin eşit oranda ışık alması hedeflenir. Bu
mekanizmadan yararlanan dikey tarım uygulamalarında ise tohumlar geleneksel
arazilerin aksine üst üste dizilmiş dikey raflara ekilir. Yukarıdaki ışığa
doğru dikey olarak büyüyen bitkiler sayesinde dar alanlarda çok katmanlı, yer
tasarrufu sağlayan ve yüksek verimli bir üretim gerçekleştirilir.Açık alan
tarımında ve meyve bahçelerinde de doğal güneş ışığından maksimum düzeyde
yararlanmak hedeflenir. Geniş tarlalarda güneş ışığının gün boyu dengeli
alınabilmesi için ekimler genellikle kuzey-güney doğrultusunda yapılır; böylece
bitkinin her iki cephesi de gün içinde eşit oranda güneşlenir. Meyve
bahçelerinde ise ağaçların dikim mesafeleri, budama teknikleri ve dalların düzenlenmesi
tamamen yaprakların ışık alma kapasitesini artırmaya yöneliktir. Işığı en iyi
şekilde alan ağaçlarda fotosentez hızı artarken, meyveler de çok daha sağlıklı,
iri ve kaliteli bir şekilde gelişir.
SORU:
Bitkilerin ışığa yönelme tepkisinin tarımsal uygulamalarda nasıl
kullanıldığını açıklayınız.
CEVAP:
Bitkilerin
ışığa yönelme tepkisi (fototropizma), modern tarımda ürün verimliliğini
artırmak, alan tasarrufu sağlamak ve bitki sağlığını korumak amacıyla geniş
çapta kullanılmaktadır.
Bitkilerin
bu doğal eğilimi, özellikle kontrollü tarım ortamlarında ve tarla
düzenlemelerinde kritik bir rol oynar.
Fototropizmanın
tarımsal uygulamalardaki temel kullanım alanları şunlardır:
1. Dikey Tarım ve Akıllı Seralar Yönlendirilmiş LED Aydınlatma: Kapalı alan tarımında, LED
ışıklar bitkilerin tam tepesine veya yanlarına stratejik olarak yerleştirilir.
Bitkilerin ışığa doğru dik ve dengeli büyümesi sağlanarak birim alandan
maksimum verim alınır.
Işık
Spektrumu Yönetimi: Bitkilerin fototropik tepkisini en çok tetikleyen mavi ışık
dalga boyu ayarlanarak, bitkilerin gövde kalınlığı ve yaprak genişliği kontrol
altında tutulur.
2. Tarla
Düzenlemesi ve Ekim Sıklığı Sıra Arası Mesafelerin Ayarlanması:
Açık
tarlalarda bitkiler birbirine çok yakın ekilirse, birbirlerinin ışığını
keserler.
Bitkiler
ışığa ulaşmak için enerjilerini meyve vermek yerine boyuna uzamaya (gölgeden
kaçma tepkisi) harcarlar.
Çiftçiler,
bitkilerin bu yönelimini hesaba katarak ideal ekim sıklığı ve
doğu-batı/kuzey-güney yönlü ekim planlaması yaparlar.
3. Sera Örtüsü ve Fotoselektif FilmlerIşık
Dağıtıcı Plastikler: Seracılıkta kullanılan özel fotoselektif (ışık seçici) örtüler, güneş
ışığını içeriye homojen bir şekilde dağıtır. Böylece seranın alt kısımlarında
kalan yapraklar da ışığa doğru yönelerek fotosentez kapasitesini artırır.
Uygulama
1. Bitkilerin gövdesi yukarıya
doğru büyürken kökleri neden toprağın derinliklerine doğru büyür? Açıklayınız.
CEVAP:
Bitkilerin
gövdesinin yukarıya, köklerinin ise aşağıya doğru büyümesi tropizma (yönelim)
hareketleri ile açıklanır. Bu durumun temelinde yer çekimi ve ışık gibi
çevresel uyarıcılar yer alır. Bu büyüme hareketinin iki ana sebebi şunlardır:
Geotropizma (Yer Çekimine Yönelim): Bitki kökleri yer çekimi yönüne karşı duyarlıdır. Kökler
yer çekimi doğrultusunda aşağıya doğru büyür (pozitif geotropizma). Gövde ise
yer çekiminin tersi yönünde yukarıya doğru hareket eder (negatif geotropizma).
Fototropizma (Işığa Yönelim): Bitkinin toprak üstündeki kısımları (gövde ve yapraklar)
fotosentez yapabilmek için güneş ışığına ihtiyaç duyar. Bu yüzden gövde ışığa
doğru yönelir (pozitif fototropizma). Kökler ise ışıktan kaçma eğilimindedir.
Köklerin Toprağın Derinliklerine Doğru Büyümesinin Biyolojik Avantajları: Su ve Mineral Alımı: Toprağın
derinliklerindeki su ve çözünmüş minerallere ulaşarak bitkinin beslenmesini
sağlar.
2. Aşağıda bilim insanları
tarafından gerçekleştirilen koleoptil deneyleri verilmiştir. Bu deneyleri
inceleyerek bitki gövdesinin ışık uyaranına doğru yönelme hareketleri hakkında
bilgi edininiz. Bu süreçte oksin hormonunun asimetrik büyümeye olan etkisine
dikkat ediniz.
CEVAP:
Bitki gövdesinin ışığa
yönelmesi, ışık alan ve almayan taraflar arasındaki asimetrik büyüme (gövdenin
bir tarafının diğerinden daha fazla uzaması) sayesinde gerçekleşir.
Bu deneylerden elde edilen
temel bulgular ve oksin hormonunun asimetrik büyümeye etkisi şu şekildedir:
1. Işığın Algılanması ve Oksin
ÜretimiIşığı algılayan yer uç kısımdır: Koleoptilin (çimlenen bitki sürgününün koruyucu kılıfı)
uç kısmı ışığı algılar. Oksin hormonu da bu uç kısımda (apeks) üretilir. Uç
kesilirse veya kapatılırsa yönelme olmaz: Deneylerde koleoptil ucu kesildiğinde
veya ışık geçirmeyen bir kapakla kapatıldığında, bitki tek yönlü ışık alsa bile
ışığa doğru yönelme göstermez. Bu durum, ışığı algılayan ve büyümeyi başlatan
merkezin uç olduğunu kanıtlar.
2. Oksin Hormonunun Asimetrik
DağılımıOksin ışığı sevmez: Koleoptil ucu tek taraftan (asimetrik) ışık aldığında,
uçta üretilen oksin hormonu ışığın geldiği taraftan kaçarak gölgede kalan
(karanlık) tarafa doğru göç eder. Karanlık tarafta oksin birikir: Sonuç olarak,
bitki gövdesinin gölgede kalan tarafındaki oksin konsantrasyonu, ışık alan
tarafa göre çok daha yüksek hale gelir.
3. Asimetrik Büyüme ve Yönelme
(Fototropizma) Oksin hücre uzamasını uyarır: Oksin hormonu, bitki gövdesindeki hücrelerin boyca
uzamasını sağlayan bir hormondur. Gölge taraf daha hızlı büyür: Gölgede kalan
tarafta daha fazla oksin biriktiği için, gölgedeki hücreler ışık alan taraftaki
hücrelere göre çok daha hızlı uzar ve büyür. Işığa doğru bükülme gerçekleşir:
Bir tarafın (gölge tarafı) hızlı uzaması, diğer tarafın (ışık tarafı) ise daha
yavaş kalması, bitki gövdesinin mekanik olarak ışığın geldiği yöne doğru
bükülmesine neden olur.
Özetle; Bitki gövdesinin ışığa
yönelmesi, ışığın doğrudan bitkiyi bükmesiyle değil; ışığın uç kısımdaki oksin
hormonunu karanlık tarafa yönlendirmesi ve bu durumun gövdede asimetrik
(orantısız) büyümeye yol açmasıyla gerçekleşir.
1. Deney
Bitkilerin ışığa yönelmesi üzerine
mekanizmayı açıklayan ilk sistematik deneysel çalışma 1880 yılında yapılmıştır.
Bu çalışmada bilim insanları; buğday, yulaf, mısır gibi bitkilerin fidelerinde
henüz açılmamış yaprağı saran ve koleoptil adı verilen silindir biçimindeki
kılıfın büyüme yönünü araştırmışlardır.
Deney için dört grup
oluşturulmuştur.
Deneylerde kontrol grubunda ışığa yönelim
olurken, koleoptilin ucu kesildiğinde ya da uç ışık geçirmeyen (opak) başlıkla
kapatıldığında ışığa yönelim olmamıştır.
Koleoptilin ucu ışık geçiren (saydam)
başlıkla kapatıldığında veya koleoptil ucu açık bırakılıp, tabanına opak yapı geçirildiğinde
ışığa yönelim olmuştur.
Bu deneyler, ışığın algılanmasından koleoptil
ucunun sorumlu olduğunu ve uç kısımdan alt kısımlara bazı sinyallerin gönderildiğini
ortaya koymuştur.
2.Deney
1913 yılında bilim insanları,
koleoptilin uç kısmından alt kısmına gönderilen sinyallerin hareketli bir
kimyasal madde olduğunu düşünmüşler ve bu düşüncelerinin doğruluğunu test etmek
için deneyler yapmışlardır.
Bu deneylerde koleoptil ucu ile gövde
arasına kimyasal madde geçişini engelleyen mika yerleştirildiğinde ışığa
yönelim olmazken, kimyasal madde geçişine izin veren jelatin yerleştirildiğinde
yönelim gerçekleşmiştir.
Mika, koleoptilin karanlık tarafına
yerleştirildiğinde ışığa yönelim olmamış; aydınlık tarafına yerleştirildiğinde
yönelim olmuştur.
3.Deney
1918 yılında yapılan bilimsel
çalışmalarda koleoptil uçlarını kesmiştir.
Sonrasında karanlık ortamda kesik ucu
koleoptil gövdesinin yan tarafına yerleştirmiştir.
Ucun yerleştirildiği koleoptil tarafı
diğer taraftan daha fazla büyümüştür.
Bu olay koleoptilin kesik ucun bulunduğu
tarafın tersi yönünde kıvrılmasına neden olmuştur.
Deney bitkinin ışığa yönelmesinin
bitki dokusunda yayılan ve dokunun büyümesini sağlayan bir kimyasal maddeden
kaynaklandığını göstermiştir.
Daha önceki yıllarda yapılmış deney
sonuçları böylece da doğrulanmıştır.
4. Deney
1926 yılında koleoptil ucundan aşağı
doğru taşınan büyüme uyarısının kimyasal bir madde olduğunu gösteren deneyler
karanlık ortamda yapılmıştır.
Ucuna oksin içermeyen agar blok
konulan kontrol grubundaki koleoptilde büyüme ve yönelme gözlenmemiştir. 1.
deney grubundaki koleoptilin dik olarak büyüdüğü gözlenmiş;
2. deney grubunda ise koleoptil,
agarın bulunduğu tarafın tersi yönde büyüme göstermiştir.
Koleoptilin bir tarafının diğer tarafa
göre daha hızlı büyümesine ve yönelmesine agar blok üzerinden koleoptile geçen
kimyasal maddenin neden olduğu düşünülmüştür.
Yapılan deney, aynı zamanda sinyalin
difüzyonla geçen bir madde olduğunu ve bu maddenin sentezlenmesi için ışığa
gerek olmadığını ispatlamıştır.
Bu kimyasal maddeye oksin adı
verilmiştir.
|
Bilgi Deniz yosunlarından elde edilen ve jel gibi bir madde olan agar, laboratuvarda genellikle kültür ortamı olarak kullanılır. |
Kontrol grubunda oksin içermeyen agar
blok kullanılmıştır. Koleoptilde büyüme ve yönelme gözlenmemiştir.
1. Uç kesilip agar blok üzerine
yerleştirilir.
2. Oksin, agar blokta yayılır.
3. Oksinli agar blok, ucu kesilmiş
koleoptilin tam üstüne yerleştirilir. Koleoptil yukarı doğru büyür.
4. Oksinli agar blok, ucu kesilmiş
koleoptilin yan tarafına yerleştirilir.
5. Koleoptil agarın olmadığı tarafa
doğru yönelir.
Bitkilerde
Yönelme Hareketleri
Bitkiler, yaşamlarını sürdürebilmek
için ışık, su ve kimyasal maddelere ihtiyaç duyar.
Bu nedenle bitkiler çeşitli tropizma
hareketleri ile ihtiyaçlarının karşılanabileceği tarafa yönelir.
Bitkiler çevredeki uyaranları
algılayarak ışığa, su ve kimyasalların yoğun olduğu toprağa doğru yönelme hareketleri
gerçekleştirir.
Bitki kökleri ve sürgünleri yer çekimine
duyarlı olduğundan bitkinin yer çekimine olan tepkisi tohum çimlenir çimlenmez
oluşur.
Sürgünler, yer çekimine karşı hareket
ederek yukarı doğru büyür. Bu sayede bitki, fotosentez yapmak için ihtiyaç
duyduğu ışığa ulaşır.
Kökler yer çekimi kuvvetine doğru
yönelir, böylece bitki toprağa tutunarak su ve minerallere ulaşır.
Tohumlar toprağa hangi yönde düşerse
düşsün kök her zaman yer çekimi yönünde, gövde ise yer çekimine ters yönde
büyür.
Oksin hormonu, özellikle bitkilerin
ışığa ve yer çekimine olan tepkisinde büyük rol oynar.
Bitkilerde gövde ve kökler yüksek
oksin konsantrasyonlarına farklı tepkiler verir.
Yüksek konsantrasyonda oksin, sürgün
uçlarında ve gövdede büyümeyi teşvik ederken kökte yavaşlatır veya durdurur.
Bu durum sürgünün yukarı, kökün aşağı
doğru yönelmesini sağlar.
Oksin, sürgün tepesinde üretilerek gövdeden
aşağı doğru taşınır.
Işığın tek yönden gelmesi durumunda
oksin, az ışık alan tarafta daha fazla birikir ve bu bölgede uzamayı teşvik
eder.
Oksinin bulunduğu taraftaki hücrelerde
uzama daha fazla olduğu için büyüme asimetrik olarak gerçekleşir.
Bu asimetrik büyüme, bitki gövdesinin
ışığa doğru yönelmesini sağlar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder